Mehmet Ali Birand
 
OLAYLARIN FATURASINDAN DEVLET SORUMLUDUR…
 
 


                                                          

OLAYLARIN FATURASINDAN

DEVLET SORUMLUDUR…

           

* Bazı dostlar kızmışlar. Nevruz olayları sırasında yakıp yıkılan yerlerin faturasının kim tarafından ödeneceği sorgulanıyor. Kimse devletin tutumunu sorgulamıyor. Aynı kutlamalar iki yıldır yapılıyordu ve hiç olay çıkmıyordu. Neden bu defa yasak getirildi sorusunu soran çok az.

 

           

BU ZARARI KİM Mİ ÖDEYECEK?

           

Birçok gazetede aynı başlığı gördüm.

           

“Bu zararı şimdi kim ödeyecek?”

           

Nevruz gösterilerinin yasaklanmasına karşı tepkiler, İstanbul ve Diyarbakır’da büyük hasara yol açtı.

 

Devlet yönetimi dediğiniz, zamanında esnek davranmak, zamanında sert şekilde karşılık vermek, zamanında da görmezden gelmektir.

           

Tam iki yıldır, BDP bu kutlamaları haftaya yayıyor.

           

Tam iki yıldır, devlet yasaklamıyor.

           

Tam iki yıldır, kutlamalarda ne kan dökülüyor ne molotof kokteyli atılıyor.

           

Bu yıl devlet nedense HAYIR dedi ve adeta bu gösterileri tahrik etti. Gösteri yapıp, etrafı yakan yıkanların iyi yaptıklarını söylemiyorum. Sadece devlet mekanizmasının toplum psikolojisinden ne kadar uzak olduğunu göstermek istiyorum.

           

Tabii akla gelen diğer bir gerekçe de, devletin BDP’ yi bu çatışmalara iterek prestij kaybına uğramasını sağlamasıdır ki ben bu kadar ileri gidileceğini tahmin etmiyorum.

           

Dünyanın hiçbir yerinde, böylesine sorunlar bu yöntemlerle çözülemez. Sürekli kavga edilerek, sürekli şekilde çatışma içinde yaşıyarak hiçbir yere varılamaz. Bu, her iki taraf için de geçerlidir. Günün birinde, biri diğerine çok daha fazla zarar verdirmeye başlar, o zaman karşınızdaki pes eder.

           

Halen, KCK-BDP-PKK cephesi ile Türkiye güvenlik güçleri arasında yaşanan tam da budur. Birgün birinin direnci kırılacak.

           

Olan da, arada kalanlara olacak.

           

Ne yazık değil mi?

 

 

YAŞAR KEMAL’İN

KÜRT ÇAĞRISI...

 

Yaşar Kemal adeta vasiyetini yazmış.

 

Türkiye’ yi yıllardır kanatan, binlerce Türk ve Kürt gencinin canlarını alan bu savaşa isyan eden yazılarını, söyleşilerini, DGM’deki savunmasını toplamış. Yapı Kredi Yayınları da bunu kitap haline getirmiş.

 

Adı: Bu Bir Çağrıdır.

 

Ama ne çağrı... Tüm olayı ciğerinden yakalamış, öldürerek bir yere varılamayacağından başlayıp, çözümün temel noktalarını anlatıyor.

 

Sizin için sadece birkaç paragraf aldım. Örnek olsun diye...

 

“Böylesine, bu işi zora sokan, Türk halkını da, Kürt halkını da yetmiş yıldır inleten kadim baskıcılıktır. Bugünlerde de başımıza bu belayı açanlar, bu gözü dönmüş baskıcıların kalıntılarıdır.”

 

“Kürtler ne istiyorlar, diye hep soruyorlar. Ben bunu iyi biliyorum. Dillerini istiyorlar. Kimileri diyor ki, işte dillerini konuşulorlar ya! Konuşuyor...”

 

“Dil istemek, konuşabilmek değildir. Bir topluluğun bir dili olması, salt konuşmakla olmaz. O dilin sözlü ya da yazılı edebiyatı olur. Bütün Osmanlı çağından Cumhuriyet’e kadar Kürt dilinin hem sözlü, hem yazılı edebiyatı yok olmuştur. Bir topluluğun dilinin olabilmesi için, o dilin okulları olması gerekir. İlkokuldan üniversiteye kadar. Akademileri, enstitüleri olması gerekir. Dil kurumları olması gerekir.”

 

“Bu bir demokrasi sorunudur, başka hiçbir şey değil. Biraz da bu bir ırkçılık sorunudur. Bir bağnazlık, bir bugünkü dünyayı kavrayamama sorunudur.”

 

“ Kürtler,  insani haklarını istiyor. Dilini istiyor, kültürünü istiyor.  Bir de hükümetlerin batıya verdiği ekonomik önemin onda birini de doğuya vermesini istiyor. Çünkü; diyor Kürtler, burası da vatan toprağıdır. İyice anlaşıldı mı Kürtlerin bu dedikleri vatansever kardeşler? Kulağınız duyuyor mu? Kürtler bu vatanı bölmek istemiyorlar, bu da iyice anlaşıldı mı?”

 

Bu kitabı mutlaka alın ve Yaşar Kemal’ in çığlığını dinleyin. Bu ülkenin iftahar ettiği bu insana kulak verin. Özellikle Ankara’ daki “Herşeyi bilenere” sesleniyorum: Siz de okuyun, zira en çok sizin bu sözleri duymanız gerekiyor.

 

 

BU ÇOCUKLAR NEDEN DAĞA

ÇIKIYOR BİLİYOR MUSUNUZ?

           

Sadece “Katil örgüt” demekle yetiniyoruz… Bu örgütü de insanlar oluşturuyor. Gencecik yaştakiler, herhalde birşeylere kızdıkları veya konumlarından memnun olmadıklarından dolayı dağa çıkıyorlar. Üstelik, dağa gidiş yaşı giderek düşüyor. 12-25 yaş arasına kadar gerilemiş durumda.

           

Bu çocuklar pikniğe gitmediklerine göre, neden dağa çıktıklarını hiç merak etmiyor musunuz?

           

Bu yılın başında Polis Akademisi’ne bağlı Uluslararası Terörizm Merkezi (UTSAM), özel bir araştırma şirketiyle anlaşıp, “Türkiye’de Terörü Besleyen Kaynaklar” ı inceletti. Amaç, dağa çıkış nedenlerini bulmaktı.

           

Kürt kökenli vatandaşlarımızın yaşadıkları ve terör olaylarının yoğun olduğu 24 ilde (İstanbul dahil) 2.600 kişiyle yüzyüze görüşülerek yapılan anket, çok çarpıcı gerçekleri de ortaya çıkarıyor.

           

Bulgular içinde beni en çok ilgilendirenler şunlar:

 

-          Dağa çıkış yaşı 12-25 arasındaki gençlerde yoğunlaşmaktadır.

-          Polis ve askerin kötü muamelesi, dayak, operasyonlar ve faili meçhul cinayetlere duyulan öfke en önde gelen nedenler arasında sayılmaktadır.

-          İşsizlik ve yoksulluk önemli nedenler arasındadır.

-          Kızların dörtte birinin dağa çıkış nedeni, zoraki evlilikten kaçmaktır.

-          Ailesinden birinin dağa çıkmış olması veya dağda öldürülmesi gencin katılımını kamçılamaktadır.

 

Ne kadar tipik değil mi?

 

İşsiz ve umutsuz bir ortamda büyüyen genç çocuğun isyanı… Bir aidiyet araması… İtilip kakılan aile fertlerine bakarak, kötü muameleye baş kaldırma isteği… Devletin kaba gücüne karşı duyduğu öfke… Bütün bunları da, dağa çıkıp PKK’ya katılarak tatmin etmesi…

 

Acaba  Ankara’da daha çok, yeni silah alımı, istihbarat paylaşımı için mi kafa patlatılıyor, yoksa bu çocukları nasıl tatmin edebileceğimizin hesapları mı yapılıyor?

 

Unutmayalım ki, öldürerek bu mücadeleyi kazanamayız.

 

Bu gençleri kazanırsak bir fark yaratabiliriz.

 

 

 



Bu yazılara cnnturk.com'dan da erişebilirsiniz.
 
 
BU KATEGORİDEKİ EN ÇOK OKUNAN 25 YAZI
- CEMAAT, AK PARTİ'DEN DESTEĞİNİ ÇEKEMEZ...
- Alper Görmüş koskoca iki cilt kitap yazmış. Okudukça yüzüm kızardı...
- PKK İLE SERT BİR SAVAŞ DÖNEMİNE GİRİLİYOR...
- CUMHURBAŞKANI İLE BAŞBAKAN ARASINDA NE FARK VAR?
- Öcalan...
- ÖCALAN SIRADAN BİR MAHKUM DEĞİL Kİ...
- Rüya görmeyelim. PKK böyle tasfiye edilmez
- Davutoğlu efsanesi gerçek mi, yoksa balon mu?
- PKK İKİYE BÖLÜNÜYOR
- RUSYA GÜNDEMİNDE, PKK-ÇEÇEN VE GAZ VAR
- Türkiye artık kararını vermeli…
- TÜRKİYE’DEKİ, 70 BİN ERMENİYİ VATANDAŞ YAPIN...
- Referandumda neden “Evet” oyu kullanacağım?
- MEDYA TERÖRE HİZMET Mİ EDİYOR?
- Hadi bir defa başladık...
- Kürt kökenli olsanız, ne dersiniz?
- BAŞBAKAN BM'DE "DİZEL MOTORU" GİBİYDİ...
- PKK VURUYOR, ANCAK KIŞKIRTAMIYOR...
- Siyaset karşı saldırıya geçti
- BİZE BAKIŞLAR DEĞİŞİYOR...
- Önceki günkü “darbecilik genlerimizde vardı” başlıklı yazım çok yankı yaptı. Aslında...
- Başbuğ, Kozmik odayı açarak doğrusunu yaptı…
- Başbakan için hepimizin farklı görüşü var. Kimimiz için bir devrimci...
- İRAN REJİMİ, KENDİNİ KURTARACAK MI?
- ÖCALAN DAVASINDA, DİKKAT ETMEMİZ GEREKENLER…