Mehmet Ali Birand
 
Siyaset yapmanın koşulları...
 
 

11 Eylül sonrasındaki Uluslararası gelişmeler, Türkiye'nin koşulları ile bir araya gelince, ülkemizde bundan böyle nasıl siyaset yapılacağı, TSK'nın rolünün ne olacağı giderek şekilleniyor. Kurallar kesinleşiyor. Uyum sağlayan kalacak, sağlayamayan gidecek.

Yanlış anlamalara yol açmamak için, hemen başından dikkatinizi çekmek isterim. Bu yazıda bir saptama yapmaya çalışacağım. Gelişmelerin bir analizini, Türkiye'de siyaset yapma kural ve koşullarını ele alacağım. Saptamalarımda hata ve eksiklik bulursanız lütfen bana yazın. Ülke'nin nereye gittiğini birlikte paylaşarak inceleyelim.

Sizin de mutlaka dikkatinizi çekmiştir.

11 Eylül'den sonra, uluslararası değerlerde önemli bir farklılaşma yaşanıyor. Birkaç yıl öncesine kadar üstüne toz kondurulamayan ve en geniş şekilde uygulanan özgürlüklerin sınırları daralmaya, radikal görüşler ve eylemlere karşı tepkiler artmaya başladı. Eskiden özgürlük için mücadele edenlere veya haklarını arayanlara anlayış ile bakılırdı. Bu mücadele uğruna etrafı dağıtan, kırıp döken veya daha da ileri gidip silaha sarılanlara hoşgörü gösterilirdi.

Bu yaklaşım artık bitiyor.

Daha da ötesine gidiliyor ve sadece fikir veya söylem düzeyinde kalsa bile, sınırlar daraltılıyor.

Özgürlüklerin anavatanı sayılan Avrupa'daki gelişmeler (Solun gerilemesi, muhafazakar partilerin ilerlemesi) dahi, bu eğilimin genişlediğini gösteriyor.

TÜRKİYE'DEKİ DURUM…

Uluslararası eğilimler, Türkiye'yi de etkiliyor.

Ülkemizde iki konu var ki, duyarlıklar en üst düzeyde yaygınlaşıyor. Bunlardan biri, din'in politika malzemesi olarak kullanılması, diğeri de Kürt Milliyetçiliği.

Türkiye'de din unsururun oy toplama amaçlı bir yöntem olarak görülmesi yeni değil. Ancak, 1994'ten bu yana bu yönteme karşı tutumlar sertleşmeye başladı. Geçici bir tepki değil, kalıcı bir mücadeleye dönüştü. 28 Şubat 97'de Refahyol'un düşürülmesiyle de kurala dönüştürüldü.

Bu yaklaşımın bir süre sonra unutulup tekrar eskiye döneceği sanıldı. Oysa tam tersi bir durumla karşı karşıyayız. Radikal İslam veya İslamcılık bayrağı sallanarak politika yapılmasına hiçbir şekilde izin verilmeyeceği ve bunun kalıcı bir politika olduğu anlaşılıyor.

Kim dindar kitlelerin liderliğine aday olursa olsun, politikalarını ve söylemlerini din unsuruna dayandıramayacak.

2000'li yılların Türkiye'sinde din ile oynanamayacak. Gizli veya açık şekilde İslamcılık yapılamayacak. Din, vatandaş ile Allah arasındaki özel bir bağın ötesine taşınamayacak.

Bu yaklaşımın, fikir özgürlüğü, innaç özgürlüğü veya demokrasiye ters düşmesi de söz konusu değil.

Bu topraklar üzerinde politika yapmak isteyen herkesin uyması gereken en temel kural bu…

Gelelim Kürt Milliyetçiliğine…

Aynı kurallar bu konuda da geçerli.

Kürt kökenli vatandaşlarımızın bir çok haklı şikayetleri var. Haklarını elde etmek için seslerini duyurmak istemeleri de doğaldır. Ancak bu konuda da, belirli kurallara hep birlikte uymak zorundayız. İnsan Hakları, söz ve fikir özgürlüğü adına Kürt Milliyetçiliği yapmak, bunu politikaya taşımakta imkansızlaşmıştır.

Hata etmemekte yarar var. Türkiye AB'ye tam üye olsa da, Kopenhag kriterlerine tam uyum sağlasa da bu sınırlar hiçbir zaman aşılamayacaktır.

Bu koşullara uymak politikacıların göreviyse, Devlet de sorumludur. Ülkeyi Radikal İslam'a teslim etmemek veya Kürt Milliyetçiliğinin bölücülüğe dönüşmesini engellemek için etrafı yakıp yıkmak, aşırı bir kısıtlamacılığa gitmek, doğal bazı özgürlükleri temelinden kazımak sadece zarar verir. Hatta aksine, tepki oluşturur ve aksi sonuç yaratır.

TSK'NIN ROL܅

Çağdaş ülkelerde bu kuralları daima sivil kadrolar koyar. Yargı denetler, politikacılar uygular, Sivil Toplum örgütleri ve medya da gözetir.

Ancak bizde –ne yazıktır ki- henüz bu mekanizma tam anlamıyla oluşmadı. Sivil kadrolar darmadağın, politikacılar işlerine geldiği ölçüde uyum gösteriyor, yargıda her kafadan bir ses çıkıyor, Sivil Toplum Örgütleri de cılız kalıyor. Toplumun refleksleri çok zayıf.

Böylesine bir boşluk doğunca da, Türk Silahlı Kuvvetleri hem kural koyucu hem de denetimci bir role itiliyor.

Durum böyle olunca, Siyaset yapmanın diğer bir kuralı kendi kendine ortaya çıkıyor. Bu da, TSK'nın “hakem” veya sistemi “gözetip kollama” görevini kabullenmek oluyor.

Toplum genelinde TSK'ya böyle bir rol vermekten memnun ve siyaset yapanlarında bu koşula uymasını istiyor.

Yerim doldu, arzularsanız, yarın yine bu köşe'de buluşalım ve askerin rolünü konuşalım…


Bu yazılara cnnturk.com'dan da erişebilirsiniz.
 
 
BU KATEGORİDEKİ EN ÇOK OKUNAN 25 YAZI
- CEMAAT, AK PARTİ'DEN DESTEĞİNİ ÇEKEMEZ...
- Alper Görmüş koskoca iki cilt kitap yazmış. Okudukça yüzüm kızardı...
- PKK İLE SERT BİR SAVAŞ DÖNEMİNE GİRİLİYOR...
- CUMHURBAŞKANI İLE BAŞBAKAN ARASINDA NE FARK VAR?
- Öcalan...
- ÖCALAN SIRADAN BİR MAHKUM DEĞİL Kİ...
- Rüya görmeyelim. PKK böyle tasfiye edilmez
- Davutoğlu efsanesi gerçek mi, yoksa balon mu?
- PKK İKİYE BÖLÜNÜYOR
- RUSYA GÜNDEMİNDE, PKK-ÇEÇEN VE GAZ VAR
- Türkiye artık kararını vermeli…
- TÜRKİYE’DEKİ, 70 BİN ERMENİYİ VATANDAŞ YAPIN...
- Referandumda neden “Evet” oyu kullanacağım?
- MEDYA TERÖRE HİZMET Mİ EDİYOR?
- Kürt kökenli olsanız, ne dersiniz?
- Hadi bir defa başladık...
- BAŞBAKAN BM'DE "DİZEL MOTORU" GİBİYDİ...
- PKK VURUYOR, ANCAK KIŞKIRTAMIYOR...
- Siyaset karşı saldırıya geçti
- BİZE BAKIŞLAR DEĞİŞİYOR...
- Önceki günkü “darbecilik genlerimizde vardı” başlıklı yazım çok yankı yaptı. Aslında...
- Başbuğ, Kozmik odayı açarak doğrusunu yaptı…
- Başbakan için hepimizin farklı görüşü var. Kimimiz için bir devrimci...
- İRAN REJİMİ, KENDİNİ KURTARACAK MI?
- ÖCALAN DAVASINDA, DİKKAT ETMEMİZ GEREKENLER…