Mehmet Ali Birand
 
BAŞBAKAN ERBİL’DE DE DURSA NE OLUR?
 
 

BAŞBAKAN ERBİL’DE DE

DURSA NE OLUR?


İlk defa bu köşe’de okumuştunuz.


Başbakan, ABD istilasından sonra nihayet Bağdat’a resmi bir ziyaret yapacak. Güvenlik nedeniyle, kesin tarihi son dakikaya kadar açıklanmayacak.


Aslında çok daha önce  gerçekleşmeliydi. Neredeyse  her hafta, bir resmi ziyarete sahne olan Bağdat’a en yakın komşusunun liderinin bir türlü gitmemesi, kendi başına garip bir durumdur.


Sonunda oluyor.


Ahmet Davutoğlu bu ziyaretin perde arkasını hazırlayan kişi. İki taraf arasında görüşmeler hızla ilerliyor.


Bağdat geziye çok önem veriyor.


Hangi açıdan bakılırsa bakılsın, gerçektende çok önemli. Özellikle Irak’taki son gelişmelere bakılacak olursa, Ankara ile Bağdat’ın   ekonomik ve siyasi ilişkilerini geliştirmeleri, bölgedeki dengeleri de etkileyecek derecede önemli.


Biz Irak’ta neler yaşandığını tam algılayamıyoruz. Oysa, yeni bir Irak oluşuyor. Yeni dengeler kuruluyor. Eğer, başta Türkiye ile olmak üzere, stratejik iş birlikleri geliştirilmediği  taktirde, Irak, önümüzdeki süreçte büyük oranda İran’ın etki sahasına mahkum olacaktır.


Türkiye, hem ekonomik işbirliği, hem de  siyasi ilişkileriyle Irak’ın geleceğinde böylesine önemli bir rol oynayabilecek konumda.


Nitekim, Erdoğan’ın  gezisinin sonunda, somut bir “Stratejik İşbirliği Anlaşması” çıkarılmaya çalışılıyor. 


Bu gezinin tek yönü, Bağdat ile  ilişkiler değil. Bir de Kuzey Irak Yönetimi ile Türkiye ilişkileri var ki, içerik açısından aynı önemde...




KÜRTLER: BİZİ

İRAN’A BIRAKMAYIN


Kuzey Irak-Türkiye ilişkileri de son dönemde yepyeni bir sürece girdi. Hem Türkiye, hem de Kuzey Irak Yönetimi artık gerçekleri kabul ettiler. Birbirlerini gereksiz şekilde örselemek yerine, uzlaşı yolları aramaya karar vermiş görünüyorlar.


Türkiye, bölgede kendine  yakın hissedebileceği, adeta müttefik olarak benimseyebileceği tek oluşumun Kuzey Irak yönetimi olduğunu yavaş yavaş benimsiyor. Hem laikler, hem de Türkiye’ye ihtiyaçları var.


Ayrıca Türkiye, artık iki gerçeği daha iyi görüyor: 


Kürtler, orta vadeli süreçte artık sadece savaş, kan ve istikrarsızlık getirecek olan bağımsızlık peşinde koşmak yerine, Irak’ın kurucu gücü olmaya ve Irak’ın üreteceği refah pastasından payını almaya  karar verdiler.

Kuzey Irak iyi komşuluk ve sıkı işbirliği yapılmadığı sürece, bölgede konuşlanmış olan PKK ile etkili bir mücadele sergilenemez.


Kuzey Irak Kürtlerinin de en önemli iki duyarlığı, daha doğrusu Türkiye’den beklentileri var:


Kürtlerin onurunu kıran, Kuzey Irak yönetimini küçük gören açıklamalardan kaçınılması.


Ankara son dönemlerde, gerçekten de bu konuda çok dikkatli  davranıyor. Özellikle siyasi iktidar, kırıcı demeçlerden kaçınıyor. Askeri kanat da, eskisi kadar sert değil. Eskiden, hele PKK’nın Kuzey Irak çıkışlı suikastlarını arttırdıkları dönemde, sert tepkiler veriliyordu. Ancak şimdilerde, işbirliği arttıkça ve Barzani  geçmişteki katı tutumundan vazgeçtiği izlenimi verdikçe, TSK da geri adım attı. Açıklamalar  giderek  yumuşadı.


TSK’nın askeri harekat ve bombardımanlarını durdurması, hiç değilse sivil bölgelerin dışında kalmaya azami dikkat harcanması.


Kürtler, bu bombardıman ve askeri harekatların PKK’yı bitirmesinin söz konusu olmadığını  ileri sürüyorlar. Kendi topraklarının başka bir güç tarafından bombalanmasının, Kuzey Irak yönetimini küçük düşürdüğünü belirtiyorlar.


Aslında sivil alanların dışında kalındığı sürece göz yumuyorlar. Bu da, Türkiye ile işbirliğine verdikleri önemi gösteriyor. PKK ile başa çıkamadıkları için, TSK’ya fazla tepki göstermekten kaçınıyorlar. Ayrıca, Ankara’nın Washington ile  bu konuda görüş birliğine vardıklarını, bu durumu değiştiremeyeceklerinin  de farkındalar. 


Kuzey Irak Kürtleri, Türkiye’yi artık en doğal müttefikleri gibi görmeye başladılar.


Kuşkulular, kaygılılar,  ancak yine de sırtlarını İran’a  veya başka ülkelere dayayamayacaklarını görüyorlar. Yönetimin üst düzey bir yetkilisinin şu sözleri çok ilginçti:


“... Bizi Avrupa’ya çıkaracak, petrolümüzü taşıyabilecek, Arapların baskısına  karşı koruyabilecek tek ülke Türkiye’dir. Bizi İran’lılara muhtaç etmemelisiniz.”

İşte Türkiye ile ilişkiler böylesine değişti ve ivme kazandı. Bu ortam geliştirmek isteniyorsa, Türk Başbakanı’nın Bağdat gezisinden dönüşünde, kısa dahi olsa Erbil’e inmesi öneriliyor.


Neden olmasın?


Yarınki yazımda, böyle bir jestin Türkiye’ye neler kazandırabileceğini, itiraz edenlerin ise  hangi gerekçeleri öne sürdüklerini aktaracağım.








Bu yazılara cnnturk.com'dan da erişebilirsiniz.
 
 
BU KATEGORİDEKİ EN ÇOK OKUNAN 25 YAZI
- CEMAAT, AK PARTİ'DEN DESTEĞİNİ ÇEKEMEZ...
- Alper Görmüş koskoca iki cilt kitap yazmış. Okudukça yüzüm kızardı...
- PKK İLE SERT BİR SAVAŞ DÖNEMİNE GİRİLİYOR...
- CUMHURBAŞKANI İLE BAŞBAKAN ARASINDA NE FARK VAR?
- Öcalan...
- ÖCALAN SIRADAN BİR MAHKUM DEĞİL Kİ...
- Rüya görmeyelim. PKK böyle tasfiye edilmez
- Davutoğlu efsanesi gerçek mi, yoksa balon mu?
- PKK İKİYE BÖLÜNÜYOR
- RUSYA GÜNDEMİNDE, PKK-ÇEÇEN VE GAZ VAR
- Türkiye artık kararını vermeli…
- TÜRKİYE’DEKİ, 70 BİN ERMENİYİ VATANDAŞ YAPIN...
- Referandumda neden “Evet” oyu kullanacağım?
- MEDYA TERÖRE HİZMET Mİ EDİYOR?
- Hadi bir defa başladık...
- Kürt kökenli olsanız, ne dersiniz?
- BAŞBAKAN BM'DE "DİZEL MOTORU" GİBİYDİ...
- PKK VURUYOR, ANCAK KIŞKIRTAMIYOR...
- Siyaset karşı saldırıya geçti
- BİZE BAKIŞLAR DEĞİŞİYOR...
- Önceki günkü “darbecilik genlerimizde vardı” başlıklı yazım çok yankı yaptı. Aslında...
- Başbuğ, Kozmik odayı açarak doğrusunu yaptı…
- Başbakan için hepimizin farklı görüşü var. Kimimiz için bir devrimci...
- İRAN REJİMİ, KENDİNİ KURTARACAK MI?
- ÖCALAN DAVASINDA, DİKKAT ETMEMİZ GEREKENLER…