Mehmet Ali Birand
 
AB, ULUSALCILARLA YOLLARINI AYIRDI...
 
 

AB, ULUSALCILARLA

YOLLARINI AYIRDI...


Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso ve Komisyon’un Genişlemeden sorumlu Komiseri Rehn’in geçen haftaki gezileri, Türkiye-AB ilişkilerindeki en önemli fay hatlarını ortaya çıkardı.


Ziyaret sırasında ve sonrasında Barroso ve Rehn‘in değerlendirmelerini de dinledikten sonra, şu sonuca vardım: Türkiye’nin Avrupa macerası tam anlamıyla bir yol ayrımına gelmiştir. Kapatma davasının sonucu, bu ilişkilerin ya noktalanıp tamamen durmasına ya da yepyeni bir sürece girmesine yol açacaktır.


Dikkat ettim, hem Barroso, hem de Rehn, bu ziyaretleri sırasında işi idare etmeye, herkese şeker dağıtmaya çalışmadılar. Belki daha dengeli bir yaklaşım sergiledilerse dahi, tüm açıklamalarıyla Türkiye’deki ulusalcı çevrelerle aralarına mesafe koydular.Ulusalcıların kalbini kazanmaya çalışmadılar. Yaptıkları açıklamalarla, AKP’nin kapatılmasının kabul edilemeyeceğini çok net biçimde anlattılar. Söylenebilecek herşeyi söylediler. Yapılabilecek tüm açıklamaları yaptılar. Bundan sonra, Anayasa Mahkemesi kararını verene kadar bekleyecekler. 


Barroso ister gazetecilerle, ister işadamları veya politikacılarla olsun, her konuşmasında şu benzetmeyi yaptı:


“...Kendinizi benim yerime koyun. Komisyon toplantısında veya Avrupa Parlamentosu oturumunda, seçimde yüzde 47 oy almış ve 5 yıldır iktidarda bulunan bir partinin, ülkeyi şeriat düzenine götürdüğü gerekçesiyle kapatılmasını ve lider kadrosunun yasaklanmasını nasıl savunabilirim? Basının karşısına çıkıp, Türkiye ile müzakerelerde yeni iki paragrafın açılacağını nasıl anlatabilirim?...”


Avrupa Birliği’nin demokrasi kavramı ile bizim uygulamaya çalıştığımız demokrasi kavramı ve uygulama şekli arasındaki çatlak tam anlamıyla ortaya çıkmış durumda.”Demokrasi hard disk’inizde yazılım hatası var” diyen Barroso, AB Komisyonu’nun çatlağı görmezden gelmeye, idare etmeye hiç niyetli olmadığını gösterdi.


Barroso ve Rehn son derece net konuştular. AKP kapatılırsa, Türkiye ile ilişkileri koruyamayacaklarını açıkça anlattılar.


Yaklaşımları da şöyle:


“...Türban kişisel bir özgürlüktür. Kişisel özgürlükler, herşeyin üstündedir. Nasıl kadınların başlarını zorla kapattırılmasına karşıysak, nasıl dinsizlerin de kişisel özgürlüklerini kullanmaları gerekirse, nasıl tüm kişisel baskılara karşıysak, isteyenin türban takmasına kısıtlama getirilmesine de karşıyız.Ancak dikkat, türbanın nerede takılıp nerede takılamayacağı bizi ilgilendirmez. Her ülkenin kendi koşulu vardır. Ona göre kendiniz karar verirsiniz. Ayrıca, Komisyon olarak türban tuzağına da düşmeyiz. Ne yapılması gerektiğini söylemeyiz. Kendi kararınızı alırsınız, sonra bu kararın AB normlarına uyup uymadığına bakarız...”


Barroso olsun Rehn olsun en çok tekrarladıkları nokta, Türkiye’nin bir yol kavşağında olduğu ve bu sorunu diyalogla ve tartışarak çözemezse büyük sorunlarla karşı karşıya kalacağı idi.


AB ‘nin çoğunluk konusundaki görüşleri de, bizim ulusalcıların yaklaşımından çok farklı:


“...Demokrasi de çoğunluğun istediği olur. Ancak, çoğunluk herşeyi, her istediğini yapar diye birşey yoktur. Azınlıkların, kişilerin özgürlüklerine hörmet etmek zorunluğu vardır. Aynı zaman da, unutmayın ki, çoğunluğa karşı da yasalarla dayatma yapamazsınız...”


Anlayacağınız,  AB ile ulusalcı kesimin yolları, bu konularda  tam anlamıyla ayrılıyor.


Her konuşmaları uyarı doluydu ve hep aynı tavsiyede bulundular :

“...Karşılıklı cephelerden ateş etmeyi  bırakın. Tartışmayı yeni bir platforma çekin. Eğer bunu yapamazsanız, çok zaman kaybedeceksiniz ve çok yara alacaksınız.”

Komisyon’un tepesini oluşturan bu ikilinin, geri dönmeden önce gazetecilerle sohbetinde söyledikleri bir söz var ki, beni çok etkiledi.

Barroso’ya göre, bu çağın en önemli olayı Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği olacak. Nedenini de bakın şöyle açıkladı:

“...Müslüman bir ülkenin tam laik ve tam demokratik bir sistemle Avrupa Birliği’ne katılması, uluslararası ilişkilerde inanılmaz bir etki yapacaktır.”

İşte bu fırsatın kaçabileceğine dikkat çektiler.


Konuşmalardan ve ayrılmadan önce verdikleri mesajlardan anladığım kadarıyla, AKP davası, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne doğru yürüyüşünü büyük oranda etkileyecek. Bu parti kapanırsa, ilişkiler bir daha kolay kolay rayına oturtulamayacak şekilde zedelenecek ve askıya alınacak.


Daha şimdiden bunun işaretleri gelmeye başladı bile...


Bugünkü yerim doldu. Bunun nasıl olacağını yarınki yazımda anlatacağım...






Bu yazılara cnnturk.com'dan da erişebilirsiniz.
 
 
BU KATEGORİDEKİ EN ÇOK OKUNAN 25 YAZI
- CEMAAT, AK PARTİ'DEN DESTEĞİNİ ÇEKEMEZ...
- Alper Görmüş koskoca iki cilt kitap yazmış. Okudukça yüzüm kızardı...
- PKK İLE SERT BİR SAVAŞ DÖNEMİNE GİRİLİYOR...
- CUMHURBAŞKANI İLE BAŞBAKAN ARASINDA NE FARK VAR?
- Öcalan...
- ÖCALAN SIRADAN BİR MAHKUM DEĞİL Kİ...
- Rüya görmeyelim. PKK böyle tasfiye edilmez
- Davutoğlu efsanesi gerçek mi, yoksa balon mu?
- PKK İKİYE BÖLÜNÜYOR
- RUSYA GÜNDEMİNDE, PKK-ÇEÇEN VE GAZ VAR
- Türkiye artık kararını vermeli…
- TÜRKİYE’DEKİ, 70 BİN ERMENİYİ VATANDAŞ YAPIN...
- Referandumda neden “Evet” oyu kullanacağım?
- MEDYA TERÖRE HİZMET Mİ EDİYOR?
- Hadi bir defa başladık...
- Kürt kökenli olsanız, ne dersiniz?
- BAŞBAKAN BM'DE "DİZEL MOTORU" GİBİYDİ...
- PKK VURUYOR, ANCAK KIŞKIRTAMIYOR...
- Siyaset karşı saldırıya geçti
- BİZE BAKIŞLAR DEĞİŞİYOR...
- Önceki günkü “darbecilik genlerimizde vardı” başlıklı yazım çok yankı yaptı. Aslında...
- Başbuğ, Kozmik odayı açarak doğrusunu yaptı…
- Başbakan için hepimizin farklı görüşü var. Kimimiz için bir devrimci...
- İRAN REJİMİ, KENDİNİ KURTARACAK MI?
- ÖCALAN DAVASINDA, DİKKAT ETMEMİZ GEREKENLER…