Mehmet Ali Birand
 
AKP, AB’YE SIRT DÖNMENİN FATURASINI ÖDÜYOR...
 
 

AKP, AB’YE SIRT DÖNMENİN

FATURASINI ÖDÜYOR...

Şu soru hemen hergün soruluyor:

“Eğer Ak Parti, Avrupa Birliği reformlarını sürdürebilmiş olsaydı. Müzakerelerde mesafe alınabilmiş olsaydı. Bugünkü gerilimler yaşanabilir miydi ?”

Ben, en sonunda vereceğim yanıtı baştan vereyim: Hayır, eğer AB ile ilişkiler gerektiği gibi gelişmiş olsaydı, bugün ne AKP davası açılır, ne de bu gerilimlerin içine düşülürdü.

Şimdi gelin, işin başına dönelim ve bugüne nasıl geldiğimize bakalım.

2004 aralığında, Türkiye ile AB arasında katılma müzakerelerin açılma kararının çıkmasıyla birlikte, Ak Parti ilgisini kaybetti. Gerçekten de büyük reformlar yapmış, yorulmuştu. Belki de bu başarıyı beklemiyordu. Neyse, dosyayı kapattı. 2006 yılından itibaren hemen hemen hiçbir şey yapmadı.

Hareket etmemesinin birçok gerekçesi vardı.

Limanlarımızı Kıbrıs gemilerine açmadığımızdan dolayı, AB konseyinin 8 müzakere paragrafını askıya almasından tutun, Sarkozy-Merkel ikilisinin çıkardıkları engeller ve 2007’deki seçim sürecinin krize dönüşmesine kadar bir dizi sorunlarla karşılaşıldı. Ancak bütün bunlara rağmen, AKP iktidarı istese, yine de gereken adımları atabilirdi.


Örnek vermek istiyorum:


Limanlarımızı açmamamız, kimse kızmasın, bizlerin yanlış politikalarımızın sonucunda kendi tuzağımıza kendi kendimize düşmemizden başka birşey değildir. Türkiye iyi bir planlama yapabilmiş olsaydı, limanlarını açabilir ve bu adım Kıbrıs’ı  resmen tanıma anlamına gelmezdi. Bu konu başından itibaren son derece hatalı biçimde ele alındı.


Sarkozy-Merkel ikilisinin Türkiye’nin işini zorlaştırdığı ve bundan dolayı da AKP’ nin gereken adımları atamadığı söylemi de son derece yanlış. Zira unutmamamız gerekir ki,tüm olumsuz konuşmalarına, Türkiye’ye tam üyelikten çok İmtiyazlı Ortaklık verilmesi gerektiğini söylemelerine rağmen, bu iki lider Türkiye ile müzakereleri durdurmadılar. Durdurulması için kampanya açmadılar. İç politik nedenlerle ağızlarına geleni söylediler, ancak müzakerelere hep yeşil ışık yaktılar.


En önemli sorun, AKP’ nin seçim sürecinde MHP’den ve Ulusalcılardan korkup AB’yi rafta bırakmasından kaynaklandı. Örneğin, 301’in değişmesi için yapılan tüm iç ve dış çağırılara ve baskılara rağmen, kıpırdamadılar.Bu süreci bizzat yaşadığımdan dolayı çok iyi biliyorum.


İşte bu şekilde bu noktaya geldik.


Şimdi, bu filmi geriye çevirelim ve aynı süreçte nelerin yapılabilineceğine bakalım:


Askıya alınmış olan 8 paragrafın dışında kalanlarda gelişme yaşanabilirdi.


Türkiye’nin bir yüz karası durumuna giren 301’in madde tümüyle kaldırılabilir veya değiştirilebilirdi.


En önemlisi, AB komisyonunun, geri kalan paragraflar için koyduğu ve sayıları 50’yi aşan Açılış Kriterlerinin hiç değilse yarısı düzenlenebilirdi.


O zaman ne olurdu ?


O zaman, bakın neler olurdu:


O zaman, Avrupa Birliğinde Türkiye’nin tam üyeliğini destekleyen 22 ülkenin yaklaşımı çok daha kesinleşirdi. Türkiye’ye destek ve güven daha da artardı. Daha önemlisi, AKP hakkındaki kuşku ve kaygılar büyük oranda azalır, ülkenin  islamlaştırılacağı korkusu bu kadar büyümezdi. 


Türkiye’nin Avrupa Birliğine daha fazla yakınlaşması sağlanırdı. Bağlar daha da güçlenirdi.


Türkiye, Avrupa Birliğinin gündeminden düşmezdi.


Böyle bir durumda da, bugün yaşadıklarımız bu noktaya gelmezdi.


Avrupanın sistemine girmiş , müzakerelere asıldığını gösteren bir Türkiye’nin üzerindeki Avrupa şemsiyesi tartışmaların büyük bölümünü engelleyebilirdi.


Sadece bununla da kalmayalım.


Eğer müzakerelerde ilerleme sağlanabilmiş olsaydı, AKP de yüzde 47 oy aldıktan sonra böylesine hoyratça hareket edemezdi. Birden bire türban konusunu atamazdı. Kapatma davası çıkmazdı.Muhalefette böylesine sert tepkiler göstermezdi.


Neden biliyor musunuz?


Zira gündemimiz Avrupa ‘ya kayacaktı.


Avrupaya doğru yürüdüğünü ispatlayan bir AKP’nin, laik sistemi değiştiremeyeceği bilineceğniden dolayı AB güvencesi yaygınlaşacaktı.


Avrupa’nın şemsiyesi demokrasimizi korumaya alacaktı. 


Gündemimiz ekonomik sorunlara dönecek, bambaşka konuları tartışılıyor olacaktı. Türkiye öylesine büyük bir reform fırtınasına girecekti ki, bugünkü konular küçük kalacaktı.


Bugün artık Türkiye’nin adaylığı sadece kağıt üzerindedir. Hele AB Komisyonunun çabaları olmasa, müzakere sürecinin tümüyle durduğu dahi söylenebilir.


Böyle bir Türkiye’nin AB çıpası yok olmak üzeredir. Çıpayı denize bıraktığımız taktirde de, ülkemizin hangi denizlere kayacağını bilemeyiz.



Bu yazılara cnnturk.com'dan da erişebilirsiniz.
 
 
BU KATEGORİDEKİ EN ÇOK OKUNAN 25 YAZI
- CEMAAT, AK PARTİ'DEN DESTEĞİNİ ÇEKEMEZ...
- Alper Görmüş koskoca iki cilt kitap yazmış. Okudukça yüzüm kızardı...
- PKK İLE SERT BİR SAVAŞ DÖNEMİNE GİRİLİYOR...
- CUMHURBAŞKANI İLE BAŞBAKAN ARASINDA NE FARK VAR?
- Öcalan...
- ÖCALAN SIRADAN BİR MAHKUM DEĞİL Kİ...
- Rüya görmeyelim. PKK böyle tasfiye edilmez
- Davutoğlu efsanesi gerçek mi, yoksa balon mu?
- PKK İKİYE BÖLÜNÜYOR
- RUSYA GÜNDEMİNDE, PKK-ÇEÇEN VE GAZ VAR
- Türkiye artık kararını vermeli…
- TÜRKİYE’DEKİ, 70 BİN ERMENİYİ VATANDAŞ YAPIN...
- Referandumda neden “Evet” oyu kullanacağım?
- MEDYA TERÖRE HİZMET Mİ EDİYOR?
- Hadi bir defa başladık...
- Kürt kökenli olsanız, ne dersiniz?
- BAŞBAKAN BM'DE "DİZEL MOTORU" GİBİYDİ...
- PKK VURUYOR, ANCAK KIŞKIRTAMIYOR...
- Siyaset karşı saldırıya geçti
- BİZE BAKIŞLAR DEĞİŞİYOR...
- Önceki günkü “darbecilik genlerimizde vardı” başlıklı yazım çok yankı yaptı. Aslında...
- Başbuğ, Kozmik odayı açarak doğrusunu yaptı…
- Başbakan için hepimizin farklı görüşü var. Kimimiz için bir devrimci...
- İRAN REJİMİ, KENDİNİ KURTARACAK MI?
- ÖCALAN DAVASINDA, DİKKAT ETMEMİZ GEREKENLER…