Mehmet Ali Birand
 
FRANSA SÖZÜNDE DURMALIDIR...
 
 

 

FRANSA SÖZÜNDE

DURMALIDIR...

 

Berlin’deki görüşmelerin içeriği ayrıntılarıyla ortaya çıkmadı.

           

Üçlü konuşma (Türk- Alman ve Fransız) ilk defa böylesine büyük bir gizlilik içinde gerçekleşmiştir. Liderler yanlarına Büyükelçilerini dahi almamışlar, daha da ileri gidip sadece iki tercüman aracılığıyla görüşmüşlerdir. Bu tutum, ne kadar ince bir yoldan gidildiğinin en açık işaretidir.

           

Chirac’ın basın toplantısı sırasında söyledikleri ve üç liderin toplantı salonundan çıkarken çok neşeli görünmeleri, Başbakan Erdoğan’ın da vücut dilinden anlayabildiğimiz kadarıyla, Türk tarafı istediği mesajları almış bir hava içinde.

           

Fransız yetkilileri aradım.

 

Onların da dilleri son derece sıkıydı. Sadece şunu söylediler: “Başkan Chirac 2005 tarihini telaffuz etti. Müzakerelerin 2005 içinde veya 2006’nın hemen başında başlayabileceği mesajını verdi. Gelişmelerden sıkıntı duymamanız gerekir. Doğru yolda gidiliyor. Ancak unutmayın ki, Başkan Chirac iç politika açısından son derece etkili bir baskı altında. Buna rağmen temel tutumunu değiştirmemeye çalışıyor. “

           

Berlin görüşmeleri hakkında belirli bilgi sahibi olan Türk yetkililerle yaptığım konuşmalardan da aynı yankıları aldım. Son durumu şöyle özetleyebilirim:

           

Fransa, Türkiye ile müzakerelerin başlatılması konusunda “EVET, ANCAK” demeye hazırlanıyor.EVET diyerek, net bir tarih verilmesinden yana bir tutum içinde. Geriye ANCAK kalıyor. İç politika nedenleriyle bu ANCAK kelimesinin içini doldurmaya çalışıyor.

           

Fransa’nın iç politikasına dikkat etmesini doğal karşılamalıyız. Ancak bunu yaparken de, Türk kamu oyununun da dikkate alınması şarttır.

Türk kamu oyunun kabul edemeyeceği ve bütün AB heyecanını yok edecek bir yaklaşım, tarihi bir süreci durdurabilir.

           

Türkiye ile müzakerelerin başlaması yeni hiçbir koşula bağlanmamalı, örneğin, “AB komisyonunun 2005 ilerleme raporu olumlu çıkmalı” gibi bir koşul veya “Müzakereler başarısızlıkla sonuçlanırsa özel bir statü düşünülmeli “ gibi, daha şimdiden bambaşka sinyaller veren bir cümle ile ortaya çıkılmamalıdır.

           

Bizler toplum olarak, net bir tarih almak istiyoruz.

           

Buna eklenecek koşulların, Avrupa Komisyonu raporunda sözü edilenlerin ötesine geçmesi ise kabul edilemez. Bu toplum gereksiz şekilde hayal kırıklığına itilmiş olur. Reform süreci darbe yer. Avrupa Birliği ilişkilerine önem verenlerde dahi heyecanlar söner.

           

Fransanın gerçek amacı bu ise, yani Türkiye’deki heyecanları körletip işi uzatmak ise, böylesine abartılı bir çıkışa da gerek yoktur. Zira AB Komisyonun raporundaki mekanizmalar, Avrupa’ya gereğinden de fazla korunma supapları getirmektedir. Bunların da üstüne yeni koşullar veya iç politikada rahatlama yaratsın diye, farklı yorumlanacak cümlelerle ortaya çıkarılması sadece güveni zedeler. Türk kamu oyundaki  “ biz ne yapsak bunlar bizi aralarına almayacaklar “ yaklaşım güçlenecektir.

 

CHİRAC BÜYÜK BİR

RİSK ALIYOR, ANCAK...

           

Fransız kamu oyundaki tartışmaların büyük bölümü Türkiye ile ilgili değil. Bir bölümü iç politika hesaplaşması, diğer bölümü ise Fransanın Avrupa üzerindeki etkinliğinin azalacağı varsayımından kaynaklanıyor.

           

Başkan Chirac, Fransız kamu oyundaki tepkiler ve siyasi kadrolardaki ayaklanmaya varan itirazlara rağmen, Türkiye’ nin AB üyeliğini savunuyor. Bunun tarihi bir karar olduğunu söylüyor.

           

Hepimizin Fransız Devlet Başkanından beklentimiz aynı : İç politika gerekçesiyle bu tarihi fırsatın kaçırılmaması.

           

Tabii bu arada bizlerin de unutmamamız gereken bir nokta var : O da, Kopenhag Kriterlerine henüz tümüyle uyum sağlamadığımızdır. Bu kriterlere uyum uzun yıllar alacaktır. Sadece yasaların çıkması değil, bu yasaların uygulanması ve yöneticilerin düşünce tarzlarının değişmesi de uzun sürecektir. Bundan dolayı “Biz herşeyi yaptık, şimdi sıra AB’de” diyemeyiz. Diyeceğimiz, “ Biz önemli adımlar attık. Daha ileri gitmemiz gereken bölümler var. Ancak bunları tamamlayabilmemiz için, müzakerelerin başlaması gerekir.” dir.

           

Bu tip tartışmalar daha çok olacak. 17 Aralık gününe kadar iniş çıkışlar yaşayacağız. Bundan dolayı ne işlerin bittine, ne de işlerin kötü gittiğine inanalım. İşin şurasında kısa bir zaman kaldı.



    Bu yazılara cnnturk.com'dan da erişebilirsiniz.
     
     
    BU KATEGORİDEKİ EN ÇOK OKUNAN 25 YAZI
    - CEMAAT, AK PARTİ'DEN DESTEĞİNİ ÇEKEMEZ...
    - Alper Görmüş koskoca iki cilt kitap yazmış. Okudukça yüzüm kızardı...
    - PKK İLE SERT BİR SAVAŞ DÖNEMİNE GİRİLİYOR...
    - CUMHURBAŞKANI İLE BAŞBAKAN ARASINDA NE FARK VAR?
    - Öcalan...
    - ÖCALAN SIRADAN BİR MAHKUM DEĞİL Kİ...
    - Rüya görmeyelim. PKK böyle tasfiye edilmez
    - Davutoğlu efsanesi gerçek mi, yoksa balon mu?
    - PKK İKİYE BÖLÜNÜYOR
    - RUSYA GÜNDEMİNDE, PKK-ÇEÇEN VE GAZ VAR
    - Türkiye artık kararını vermeli…
    - TÜRKİYE’DEKİ, 70 BİN ERMENİYİ VATANDAŞ YAPIN...
    - Referandumda neden “Evet” oyu kullanacağım?
    - MEDYA TERÖRE HİZMET Mİ EDİYOR?
    - Hadi bir defa başladık...
    - Kürt kökenli olsanız, ne dersiniz?
    - BAŞBAKAN BM'DE "DİZEL MOTORU" GİBİYDİ...
    - PKK VURUYOR, ANCAK KIŞKIRTAMIYOR...
    - Siyaset karşı saldırıya geçti
    - BİZE BAKIŞLAR DEĞİŞİYOR...
    - Önceki günkü “darbecilik genlerimizde vardı” başlıklı yazım çok yankı yaptı. Aslında...
    - Başbuğ, Kozmik odayı açarak doğrusunu yaptı…
    - Başbakan için hepimizin farklı görüşü var. Kimimiz için bir devrimci...
    - İRAN REJİMİ, KENDİNİ KURTARACAK MI?
    - ÖCALAN DAVASINDA, DİKKAT ETMEMİZ GEREKENLER…