Mehmet Ali Birand
 
HERŞEY TÜRKİYE’NİN TUTUMUNA BAĞLI
 
 

HERŞEY TÜRKİYE’NİN

TUTUMUNA BAĞLI

 

Şimdiden başladı da, bir süre sonra daha da artacak.

 

Ülke içinden olsun, Avrupa Birliği ülkeleri yetkililerinden olsun sık sık açıklamalar duyacaksınız:

 

-         Türkiye ile sadece müzakereleri başlatıyoruz. Bu, Türkiye’nin tam üyeliği anlamına gelmez.

-         Türkiye’nin tam üyeliği 10-15 yıldan önce gerçekleşemez bu ülke hazır değil ve hazır olabilmesi de son derece güç.

-         15 yıl bile azdır. Daha da uzun bir süre gerekir.

 

Bu tip açıklamaların bir bölümü bilinen gerçeklerin tekrarından başka birşey değildir. Örneğin, “Türkiye ile müzakerelerin başlaması, bu ülke’nin tam üyeliği anlamına gelmez” cümlesi son derece doğrudur. Aynı şekilde “Türkiye  henüz tam üyeliğe hazır değildir” cümlesi de doğrudur. Veya “Türkiye’nin tam üyeliği 10-15 yıldan önce gerçekleşemez” açıklaması da...

 

Bu açıklamalara bakıp ne kızalım, ne de hayal kırıklığına uğrayalım.

 

Söylenenlerin çeşitli gerekçeleri var:

 

  1. En başta gelen nedeni, kendi kamuoylarındaki tepkileri yatıştırmak. 17 Aralık’ta müzakere tarihi verilmesinin, kamuoylarında Türkiye’nin tam üyeliği gibi algılanmamasını sağlamak.
  2. Türk kamuoyundaki beklentileri bir oranda yatıştırmak ve kısa bir süre içinde tam üye olunacağı izlenimini azaltmak.
  3. Avrupa’daki Türkiye aleyhtarları ile, Türkiye’deki Avrupa aleyhtarlarına mesaj yollamak.

 

Aslında bu senaryoları geçmişte birkaç defa yaşadık.

 

Her defasında çeşitli Avrupa başkentlerinden genelde aşağı yukarı aynı mantık çizgisiyle karşılaştık.

 

1994-95 döneminde, Türkiye ile Gümrük Birliği anlaşması öncesindeki tartışmaları hatırlayın. Bir bölüm, “Gümrük Birliğinin baskısına Türkler dayanamaz ve pes ederler”  diyor ve “Ankara’yı kırmamak için, bırakalım Gümrük Birliği  yapsınlar” yaklaşımını sürdürüyordu. Diğer bir bölüm (özellikle Almanlar) “Aman Gümrük Birliğine almayalım, yarın tam üyelik için kapımızı çalarlar” diyorlardı.

 

1999 Helsinki doruğunda Türkiye’nin adaylığının kabul edilmesinin öncesinde de hemen hemen aynı filmi görmedik mi?

 

Yine Almanlar “Yapmayın, etmeyin. Adaylığı verirseniz Türkleri durduramazsınız” derken, diğer başkentlerden büyük bölümü “Canım, Ankara’yı  neden kıralım. Adaylığı verelim. Nasıl  olsa Kopenhag kriterlerini yerine getiremezler” mantığından hareket ediyorlardı.

 

Bugünde bir çok çevreden aynı yaklaşımı duyuyoruz.

 

Türkiye’yi kırmamak, ülkeyi istikrarsızlığa itmemek için müzakere tarihi verilmesini destekleyenlerin kafalarının ardında aynı mantık yatıyor: “Canım, Türklerin tam üyelik koşullarını kaldırması imkansızdır. Bırakalım müzakerelere başlasınlar. Bizde işi uzatırız ve 10-15 yıl masada kalırlar. 20 yıl sonra da Allah kerim. İşin o yönünü de 20 yıl sonra iktidar olacak partiler düşünsünler.”

 

Özetle, bizler de Avrupalıların bir bölümü de karşılıklı takiyye yapıyoruz.

 

Peki gerçek nerede?

 

GERÇEK, BİZİM

NİYETİMİZE BAĞLI

 

Aslında yukarıda saydığım oyunlar doğru çıkabilir. Ancak tümünü yanlış çıkarabilecek tek koşul vardır.

 

O da, Türkiye’nin tutumuna bağlıdır.

 

Eğer Türkiye gerçekten niyet eder ve bugüne kadar gösterdiği kararlılığı sürdürürse, yukarıda sözünü ettiğim senaryoların hepsi çöker.

 

Herşey, Ankara’nın müzakereler sırasındaki tutumuna, pazarlık maharetine ve niyetine göre değişecektir.

 

Ankara isterse, müzakereler 5-6 yılda biter ve Türkiye en geç 2010’da tam üye olur.

 

Ankara isterse, müzakereler 25 yıl dahi sürebilir.

 

Müzakere dediğimiz, Avrupa Birliğinin uygulamalarına Türkiye’nin ne sürede uyum sağlayıp sağlayamamasından ibarettir. Yoksa pazarlık, kuralların Türkiye’ye göre değiştirilmesi değildir.

 

Türkiye,  tarımını AB’ye kaç yılda uydurabileceğini, uyum süresince ne kadar elektronik destek  isteyeceğini saptayacak ve bunun pazarlığını yapacak.

 

Anlayacağınız,  tarih almakla hiçbir şey bitmiyor. Tam aksine herşey yeniden başlıyor. Uzun, zor ve daha da büyük özveriler gerektirecek bir süreç...

 

Doğrudur, müzakere başlaması tam üyelik değildir, ancak müzakere masasına oturmuş  tek bir ülke  dahi AB dışında kalmamıştır. Bu süreç er veya geç tam üyelikle sonuçlanır.

 

Eğer sizin niyetiniz yoksa, o zaman başka...

 

Doğrudur, müzakerelerin  sürmesi de koşullara bağlıdır ancak bugüne kadar hiçbir ülke koşulları yerine getirmemezlik etmemiştir.

 

Eğer sizin niyetiniz yoksa, o zaman başka...

 

Dedim ya, herşey temelde bize bağlıdır. 



Bu yazılara cnnturk.com'dan da erişebilirsiniz.
 
 
BU KATEGORİDEKİ EN ÇOK OKUNAN 25 YAZI
- CEMAAT, AK PARTİ'DEN DESTEĞİNİ ÇEKEMEZ...
- Alper Görmüş koskoca iki cilt kitap yazmış. Okudukça yüzüm kızardı...
- PKK İLE SERT BİR SAVAŞ DÖNEMİNE GİRİLİYOR...
- CUMHURBAŞKANI İLE BAŞBAKAN ARASINDA NE FARK VAR?
- Öcalan...
- ÖCALAN SIRADAN BİR MAHKUM DEĞİL Kİ...
- Rüya görmeyelim. PKK böyle tasfiye edilmez
- Davutoğlu efsanesi gerçek mi, yoksa balon mu?
- PKK İKİYE BÖLÜNÜYOR
- RUSYA GÜNDEMİNDE, PKK-ÇEÇEN VE GAZ VAR
- Türkiye artık kararını vermeli…
- TÜRKİYE’DEKİ, 70 BİN ERMENİYİ VATANDAŞ YAPIN...
- Referandumda neden “Evet” oyu kullanacağım?
- MEDYA TERÖRE HİZMET Mİ EDİYOR?
- Hadi bir defa başladık...
- Kürt kökenli olsanız, ne dersiniz?
- BAŞBAKAN BM'DE "DİZEL MOTORU" GİBİYDİ...
- PKK VURUYOR, ANCAK KIŞKIRTAMIYOR...
- Siyaset karşı saldırıya geçti
- BİZE BAKIŞLAR DEĞİŞİYOR...
- Önceki günkü “darbecilik genlerimizde vardı” başlıklı yazım çok yankı yaptı. Aslında...
- Başbuğ, Kozmik odayı açarak doğrusunu yaptı…
- Başbakan için hepimizin farklı görüşü var. Kimimiz için bir devrimci...
- İRAN REJİMİ, KENDİNİ KURTARACAK MI?
- ÖCALAN DAVASINDA, DİKKAT ETMEMİZ GEREKENLER…