Mehmet Ali Birand
 
TÜRKİYE, ARTIK AB’NİN SORUNU
 
 

TÜRKİYE, ARTIK

AB’NİN SORUNU


Brüksel’de Avrupa Komisyonu, Avrupa Parlamentosu ve Konseyi dolaştım. Türkiye dosyasıyla ilgili insanları gördüm. AB’yi yakından izleyen Türk yetkililerle konuştum. Duyduklarımın bir özetini bugün  ve yarınki yazılarımda sizinle paylaşmak istiyorum.


Birkaç gündür yazdığım gibi, genel hava, Türkiye’ye bir müzakere tarihi verilmesinin kaçınılmazlaştığını gösteriyor. AKP hükümeti, attığı cesur adımlardan dolayı övülüyor.  “Ecevit-Bahçeli ikilisi olsaydı, bugün bulunduğumuz noktaya kesinlikle gelemezdik” diyenler, eğer önümüzdeki 15 ayda, bir de uygulama eksiksiz şekilde yerine getirilirse, Ankara’nın tarih almasının garantileneceğini vurguluyorlar.


Şimdi gelelim, Avrupa Birliğinin çıkmazına...


15 üye ülke ve Mayıs 2004’ten sonra katılacaklarla 25’e yükselecek olan AB başkentlerinde Türkiye’nin tam üyeliği artık açıkça tartışılıyor. Tartışıldıkça da rahatsızlık yaygınlaşıyor.


Şimdiye kadar “Türkiye AB üyeliğine hazır değil. Kopenhag kriterlerinin ekonomik ve siyasi koşullarını yerine getiremez” deniyordu.


Şimdi bu söylem değişti.


“Türkiye hazır, ancak biz Türkiye’yi hazmetmeye hazır değiliz” demeye başlandı.


Türkiye’nin tam üyeliğinin AB’yi büyük bir değişime zorlayacağı açıkça görülüyor. Bütçe yapısından ortak tarım politikasına; Ortak Savunma ve dış politika arayışlarından Avrupa Parlamentosu dahil tüm kurumlarının karar alma mekanizmalarına kadar herşey değişecek. Türkiye’nin katılmasıyla birlikte AB tümüyle farklılaşacak.


Ancak daha önce, AB’nin ne olmak istediğine karar vermesi, ardından da reformlara başlaması gerekiyor. Şimdiye kadar, Türkiye’nin gelişini erteleyerek bu zor işten kurtulmuşlardı. Artık kaçacak yer kalmadı.


Türkiye’ye HAYIR demenin, hem bu ülke’de hem de Avrupa’da büyük sarsıntılara, istikrarsızlığa yol açacağını bilenlerin sayısı hergeçen gün artıyor. Başkentler Türkiye’ye yeni bir erteleme önerisinde bulunulamayacağını, giderek artan bir sayıda kabul ediyorlar.


Türkiye’ye EVET demenin de, kendileri açısından hiçbir cazip yönü olmadığına, aksine büyük sorunlar yaratacağına da inanıyorlar. Açıkçası, kar görmüyorlar, sorun görüyorlar. Tam anlamıyla, derin bir ikilem, büyük bir kararsızlık içindeler. Bundan dolayı da, Türkiye topunu AB Komisyonuna attılar. “Sen bir çözüm bu” dediler. Komisyon ise çözüm bulamıyor. Türkiye oyunu iyi oynadığı için, tarih verilmemesi yönünde bir gerekçe bulamıyor.


NASIL BİR

AVRUPA?


Avrupa’nın karar vermesi gereken en önemli konu, nasıl bir AB olacağı ile ilgili.


Coğrafya Avrupası mı? Yani, Konfederal bir yapı içinde bir araya gelmiş, ticari bir birlik mi?


Yoksa Siyasi bir AB mi? Yani, tek açıdan tek politika uygulanan Federal bir yapı mı?


Coğrafya AB’sinde, Türkiye’ye yer bulmak çok kolay.


Federal Siyasi AB’de ise çok zor görülüyor.


İşte Türkiye dosyasının durumu.


Ancak, eninde sonunda bir karar gerekecek. Bu da biliniyor. Herkes birbirine bakıyor. Örneğin, HAYIR’cıların en büyük ümitlerinden biri, Kıbrıs Rum yönetimi ve Yunanistanın oyunu bozmaları. Kıbrıs’lıların, Denktaş bir çözüme direndiği taktirde, vetolarını kullanıp Türkiye’ye tarih verilmesini engellemeleri. Harkes üzüntülü (!) bir yüz ifadesiyle “Ne yapabiliriz ki, Rumlar hayati anlamdaki bir kararda istedikleri oyu kullanabilir” deyip krokodil gözyaşları dökmeye hazırlar.


“Türkiye çok büyük, çok kalabalık, çok fakir ve müslüman. İçimize girdiğinde bu binanın çökeceği inancı var. Ancak bir de verdiğimiz sözler, imzaladığımız anlaşmalar var. Güvenirliğimizi kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyayız” diyen bir Komsiyon yetkilisi, artık köşeye sıkışıldığının altını çiziyordu.


STRATEJİK KART’DA

HEYECAN UYANDIRMIYOR


Bizler, Türkiye’nin katılmasının AB’ye son derece önemli bir stratejik boyut getireceğine, AB’nin ikinci bir süper güç olacağına inanırız.


Merak ettim ve Brüksel’de bunu da sordum.


“Yanılıyorsunuz, AB üyeleri henüz bu iş için gereken parayı harcamak istemiyorlar. Global görevi ABD’ye bırakmayı tercih ediyorlar. Bu açıdan Türkiye’nin katılımı onları heyecanlandırmıyor” yanıtını aldım.


Özetle, rüzgar Türkiye’den yana ancak henüz kesin değil. Her an bir olay, bir olumsuz gelişme bu rüzgarın yönünü değiştirebilir. Böylesine duyarlı bir dönemden geçiyoruz.



Peki, neler yapılmalı, neler yapılmamalı?


Bu da yarınki köşemizin konusu...



Bu yazılara cnnturk.com'dan da erişebilirsiniz.
 
 
BU KATEGORİDEKİ EN ÇOK OKUNAN 25 YAZI
- CEMAAT, AK PARTİ'DEN DESTEĞİNİ ÇEKEMEZ...
- Alper Görmüş koskoca iki cilt kitap yazmış. Okudukça yüzüm kızardı...
- PKK İLE SERT BİR SAVAŞ DÖNEMİNE GİRİLİYOR...
- CUMHURBAŞKANI İLE BAŞBAKAN ARASINDA NE FARK VAR?
- Öcalan...
- ÖCALAN SIRADAN BİR MAHKUM DEĞİL Kİ...
- Rüya görmeyelim. PKK böyle tasfiye edilmez
- Davutoğlu efsanesi gerçek mi, yoksa balon mu?
- PKK İKİYE BÖLÜNÜYOR
- RUSYA GÜNDEMİNDE, PKK-ÇEÇEN VE GAZ VAR
- Türkiye artık kararını vermeli…
- TÜRKİYE’DEKİ, 70 BİN ERMENİYİ VATANDAŞ YAPIN...
- Referandumda neden “Evet” oyu kullanacağım?
- MEDYA TERÖRE HİZMET Mİ EDİYOR?
- Hadi bir defa başladık...
- Kürt kökenli olsanız, ne dersiniz?
- BAŞBAKAN BM'DE "DİZEL MOTORU" GİBİYDİ...
- PKK VURUYOR, ANCAK KIŞKIRTAMIYOR...
- Siyaset karşı saldırıya geçti
- BİZE BAKIŞLAR DEĞİŞİYOR...
- Önceki günkü “darbecilik genlerimizde vardı” başlıklı yazım çok yankı yaptı. Aslında...
- Başbuğ, Kozmik odayı açarak doğrusunu yaptı…
- Başbakan için hepimizin farklı görüşü var. Kimimiz için bir devrimci...
- İRAN REJİMİ, KENDİNİ KURTARACAK MI?
- ÖCALAN DAVASINDA, DİKKAT ETMEMİZ GEREKENLER…