Mehmet Ali Birand
 
AB’NİN TÜRKİYE’YE YENİ BAKIŞI
 
 

AB’NİN TÜRKİYE’YE

YENİ BAKIŞI



Avrupa Birliği bürokrasisi de bizim gibi tatilden yeni çıktı. Ağustos ayında hiçbir dosya açılmadı.  Şu günlerde   bürolar doluyor ve çarklar dönmeye başlıyor.


Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül ilk temaslarını yaptılar. Hem, bu ziyarete katılan ve görüşmelerin içinde bulunanlar, hem de Brüksel’deki AB komisyonu yetkilileriyle yaptığım görüşmeler, şu anki durumun bir resmini çıkarttı. Ancak unutmayalım ki, bu resim önümüzdeki haftalarda değişecektir. 16 ay süresince de iniş çıkışlarla seyredecektir.


PSİKOLOJİK BİR

BLOKAJ VAR


Almanya’dan başlarsak, Schröder hükümetinin Türkiye’ye yaklaşımı birkaç ay öncesine oranla çok daha farklı. Türkiye’ye 2004 Aralığında, katılma müzakerelerine başlama tarihi verilmesine daha olumlu yaklaşım var. Özellikle Dışişleri Bakanı Ficher, Türkiye’nin attığı adımlar, yani reform niteliğindeki yasal değişiklikler konusundaki memnuniyetini  saklamıyor.


Hükümetin içinde bulunan bir başka kanat var ki, bunların Türkiye’ye bakışları biraz daha mesafeli. Daha  bir kuşkulular.


Brüksel’deki bürokratların en çok merak ettikleri, yerel seçimler  ve Haziran ayındaki Parlamento seçimlerinde, Alman muhafazakarlarının Türkiye konusunu ne oranda polemik konusu yapacakları.


Eğer muhafazakar parti, “Sosyal demokratlar Türkiye’yi AB’ye alıp, hem iş piyasasında kriz yaratacaklar, hem de altından kalkamayacağımız bir ekonomik yük sırtlanacaklar” kampanyası açarlarsa, Schröder’in işinin zorlaşacağı tahmin ediliyor. Zira, Türkler Almanya’da hiç popüler değil. Türkiye lehine tutum oy kaybına  neden oluyor. Dolayısıyla, Almanya’da durum ortada. İbre olumlu hava gösteriyor, ancak kimse kesin bir yargıda bulunamıyor.


Gelelim Fransız hükümetinin tutumuna...


Fransızlarda da, bir AB bürokratının deyimiyle “psikolojik bir blokaj” yaşanıyor. Fransız hükümetinde bu konuda karar alacak üst düzey yetkililerin sık sık kullandıkları kelimeler hep aynı: “Türkiye konusunda acele etmeyelim. Yavaş yavaş adım atalım. Kendimizi geriye dönüşü olmayan bir açmaza sokarız”.


Paris’te tam bir  çekimserlik, kararsızlık var.


NE ZAMAN VE KİM

KARAR VERECEK?


Avrupa Birliğinin Türkiye ile ilgili kararı, Paris-Berlin  ikilisinden çıkacak. Bu iki başkentin anlaşacakları tarihe diğerlerinin itiraz etmeleri beklenmiyor.


Brüksel’deki AB  bürokratlarına göre de, bu karar büyük olasılıkla, 2004 yılının Ekim-Kasım döneminde alınacak. Kimse daha önce bir karar çıkmasını beklemiyor.


Paris-Berlin ikilisi belki kararı verecekler, ancak geri kalan üyelerin tutumu ve özellikle de Irak’taki gelişmeler de bu kararı büyük oranda etkileyecek.


Bu arada, Türkiye’nin BM kararı çıkmadan Irak’a asker yollamasının Paris ve Berlin’de ters ve sert tepki yaratmayacağı da, son gezilerden elde edilen ilginç bir izlenim. Not etmekte yarar var.


EKİM RAPORU

NASIL OLACAK?


Şu sıralarda, Ekim-Kasım döneminde yayınlanacak olan, AB Komisyonu’nun “ilerleme raporu” taslak durumunda. Önümüzdeki haftalarda ince yazımına geçilecek ve ardından da Komisyonda tartışmaya açılacak.


Raporun  Türkiye ile ilgili bölümünün içeriğini bilen bir üst düzey yetkili aynen  şunları söyledi:


“... Türkiye’nin reformları anlatılacak ve övgü ile söz edilecek. Herşeyin bitmediğine dikkat çekilecek ve uygulamanın beklenmesi gerektiği belirtilecek. Özetle, ucu açık bir rapor olacak...”


Bu raporun dili son derece önemli. Ardından, 2004 Ekiminde de son rapor çıkacak. Bu belgelerin önemli olmalarının nedeni, üye ülkeler kararlarının gerekçelerini bu raporlardaki bulgulara dayandıracaklar. Rapor kötü çıkarsa “zarar yok, biz yine de Türkiye’yi istiyoruz” diyemeyecekleri için, raporların içeriğinin olduğunca olumlu yazılması gerekiyor.


KIBRIS,  NE

ORANDA ENGEL YARATIR?


Tabii herkesin merak ettiği diğer bir konu da, Kıbrıs sorununun çözümsüz kalması durumunda, AB’yi ne oranda olumsuz etkileyeceği.


Önümüzdeki Mayıs ayına kadar bir çözüme varılamazsa, Kıbrıs dosyası Rumların lehine kapanacak.

Türkiye resmi görüşmelerinde gayet net şekilde  bir mesaj veriyor: “Aralık 2004’te tarih alabileceğimizi bize şu veya bu şekilde bildirin. O zaman Kıbrıs’a bakışımız çok farklılaşacaktır.”


Bu yaklaşım mantıklıdır. Bazı ülkeler Türkiye’nin AB’ye Kıbrıs üzerinden şantaj yaptığını ileri sürüyorlarsa da, Ankara ileri bir adım attıktan sonra tarih elde edememe riskini  almak istememekte haklıdır. Şu anki görüntü, bu yaklaşımın hiç değilse AB Komisyonunda rahatsızlık yaratmadığı şeklinde. Kıbrıs düğümünün çözülüp çözülmeyeceği, ada’daki Aralık seçimlerinden sonra, daha iyi anlaşılacak.


AB cephesindeki durum şimdilik böyle. Eğer Türkiye büyük bir hata yapmazsa. Sanki tarih alabilecekmiş gibi görünüyor.



Bu yazılara cnnturk.com'dan da erişebilirsiniz.
 
 
BU KATEGORİDEKİ EN ÇOK OKUNAN 25 YAZI
- CEMAAT, AK PARTİ'DEN DESTEĞİNİ ÇEKEMEZ...
- Alper Görmüş koskoca iki cilt kitap yazmış. Okudukça yüzüm kızardı...
- PKK İLE SERT BİR SAVAŞ DÖNEMİNE GİRİLİYOR...
- CUMHURBAŞKANI İLE BAŞBAKAN ARASINDA NE FARK VAR?
- Öcalan...
- ÖCALAN SIRADAN BİR MAHKUM DEĞİL Kİ...
- Rüya görmeyelim. PKK böyle tasfiye edilmez
- Davutoğlu efsanesi gerçek mi, yoksa balon mu?
- PKK İKİYE BÖLÜNÜYOR
- RUSYA GÜNDEMİNDE, PKK-ÇEÇEN VE GAZ VAR
- Türkiye artık kararını vermeli…
- TÜRKİYE’DEKİ, 70 BİN ERMENİYİ VATANDAŞ YAPIN...
- Referandumda neden “Evet” oyu kullanacağım?
- MEDYA TERÖRE HİZMET Mİ EDİYOR?
- Hadi bir defa başladık...
- Kürt kökenli olsanız, ne dersiniz?
- BAŞBAKAN BM'DE "DİZEL MOTORU" GİBİYDİ...
- PKK VURUYOR, ANCAK KIŞKIRTAMIYOR...
- Siyaset karşı saldırıya geçti
- BİZE BAKIŞLAR DEĞİŞİYOR...
- Önceki günkü “darbecilik genlerimizde vardı” başlıklı yazım çok yankı yaptı. Aslında...
- Başbuğ, Kozmik odayı açarak doğrusunu yaptı…
- Başbakan için hepimizin farklı görüşü var. Kimimiz için bir devrimci...
- İRAN REJİMİ, KENDİNİ KURTARACAK MI?
- ÖCALAN DAVASINDA, DİKKAT ETMEMİZ GEREKENLER…