Mehmet Ali Birand
 
RUM PATRİĞİNE KULAK VERELİM...
 
 

RUM PATRİĞİNE

KULAK VERELİM...


Bazı saplantılarımız var ki, aksi defalarca ispatlanmış olmasına rağmen, adeta içimize işlemiş. Bir türlü kurtulamıyoruz. Uzun yıllar boyunca beynimiz yıkanmış. Şimdi “bu söylenenler doğru değilmiş” denildiğinde, hala çekimser  davranıyoruz.


Yılan hikayesine dönen Patrikhane konusundan söz etmek istiyorum.


40 yıl süreyle bize sürekli şekilde Rum Ortodoks kilisesinin  bir şer yuvası olduğu, Türkiye’yi yok etmek için elinden geleni yaptığı söylendi. Bir aralar belki bu kuşkuları doğrular tutumlar almış olabilirlerdi. Ancak, Patrikhane ve Ruhban okulu ile ilgili “fesatlık edebiyatı” hiç bitmedi.


Dünya değişti, Kıbrıs sorunu ve Türk-Yunan ilişkileri değişti, ancak Türkiye’deki  belirli bir kesim değişmedi. Belki sayıları ve etkinlikleri azaldı, ancak Patrikhane konusundaki saplantılarından kurtulamadılar.


PATRİĞİ DİNLERKEN

DUYDUKLARIMIZ


Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos Pazartesi günü CNN TÜRK’ün en kaliteli programlarından biri olan Yavuz Baydar’ın Soru ve Cevap’ına katıldı. Nadir söyleşilerden birini verdi ve kafalarımızdaki yanlış verilerin büyük bölümünü yanıtladı. Son derece önemli ve parlak bir söyleşiydi. 


Türkiye’nin sanki inat edercesine Patrikhaneyi kendi yanına çekmek, yardımcı olmak yerine, tam aksine köşeye sıkıştırmasını ve hayatı zehir etmesini anlayabilmek imkansız.


Hele Patrik Bartholomeos’un Başbakana yazdığı mektubu bir görseniz hayretler içinde kalırsınız. Patrikhane’nin geçmiş  yıllarda nasıl aşağılandığının, kan kusturulduğunun örnekleri, Türkiye gibi laikliği ve tüm dindarlara aynı mesafede durduğunu söyleyen bir ülke açısından kabul edilemez düzeyde.


Patrik de aynı konuya değindi. Türkiye’yi yönetenlerin Patrikhaneyi nasıl dışladıklarını anlattı. İlginçtir, “en İslamcı, en Hristiyan karşıtı” diye bilinen AKP’den en geniş anlayışı gördüklerini söyledi.


Dilimizden düşürmediğiniz “Ekümeniklik”  sıfatını, her Patriğin 6. asırdan  beri taşıdığını, bundan sonra kendi istese dahi bırakamayacağını, Ekümenikliğin İstanbul’da Vatikan kurmak anlamına gelmediğini, Papa’lık peşinde koşmasının söz konusu olamayacağını söyledi.


NEDİR BU

GÜVENSİZLİK?


Bırakalım Patrikhane’yi boğmayalım, bırakalım ruhban okulu yeniden açılsın. Denetleyelim, kurallarını koyalım ancak bu kilise korkusundan kurtulalım. Bu  kendimize güvensizlik bize hiç yakışmıyor.


Aksine, Patrikhaneye sahip çıkalım. Ortodoks dünyasında erezyona uğrama işaretleri veren prestijini arttıralım.  Patriğin tüm dış gezilerine Yunan hükümeti dev bir Olimpik uçağı tahsis etmemeli. Patrik THY ile uçmalı. Bu yaklaşımdan en çok Türkiye karlı çıkacaktır.


Bu ülkenin artık kendine güvendiğini, kimselerden çekinmediğini dünya’ya gösterelim. Bizim uyguladığımız şekliyle, İslam’ın hoşgörü ve uzlaşı dini olduğunu dünya’ya ispatlayalım.


Fareler gibi gölgesinden korkan değil, kükredi mi herkese saygı duyurtan bir toplum olalım...




BAŞARISI İLE ZENGİNLEŞMİŞ

İNSANI NEDEN KISKANIRIZ?


Başarılı olmuş ve başarısından dolayı da para kazanmış insanları sevmiyoruz. Hele  bu insanlar paralarını zevkli şekilde harcayabiliyorlarsa daha da fazla göze çarparlar. Kıskançlıkları üstlerine çekerler. Kötü niyetle olmasa dahi, başka gözle izlenirler. İnsanların sadece yolsuzlukla,  çalıp çırpıp zengin olmadıkları, yetenekleriyle de para kazanabildikleri unutulur.


En son örneklerinden biri Akın-Gülin Öngör çifti. Çok garibime gidiyor. İnsanlar konuşurken “Amma da zenginler” diyorlar. “Ev eşyası ithalmiş... “ “Lüks tekne yaptırmış”. Bu konuşmaları duyunca, sanki Öngör suç işlemiş gibi bir sonuç  çıkıyor. Oysa tam aksine...


“Aferin Akın Öngör’e, ne kadar da zevkliymiş, parasını ne kadar  güzel harcamış” denmiyor. Bu konuşmalarda da hafif sinirlilik hissediliyor. Oysa Akın Öngör, ülkemizde çok kişinin örnek alması gereken nadir insanlardan biridir.


Orta halli bir aileden çıkmış, genç yaşından  itibaren bankacılık sektöründe adım adım yükselmiş ve sonunda Garanti Bankası  Genel Müdürlüğüne kadar yükselmiş bir isim...


Buraya kadarı normal. Akın Öngör’ü, aynı durumdaki başkalarından farklılaştıran unsur bundan sonra başlıyor.


Öngör, Garanti Bankası Genel Müdürlüğünde çok başarılı bir performans göstermiştir. Buna karşılıkta, bu konularda en cömert patronlardan biri olan Ayhen Şahenk tarafından, başarısı oranında ödüllendirilmiştir. 


Bundan daha doğal birşey olabilir mi?


Doğal olmayan, Akın Öngör’ün böylesine bol kazançlı bir işten, “Ben 55 yaşında bırakıp kendi hayatımı yaşayacağım. Paramı ve zamanıma meraklarıma harcayacağım” diye ayrılması ve planlarını uygulamasaydı.


Kimselerin  yapmadığını, yapamayacağını yaptı.


Öngör zevkliyse, parasını eğitime, hobisi olan teknesine harcıyorsa neden kıskanıyoruz? Alkışlamak varken neden iğneliyoruz? Sorarım, kaçımız Öngör  gibi hareket eder?






GÖKSEL’DEN IRAK

KONUSUNDA BİR UYARI


Timur Göksel’i hepimiz tanırız. Yıllar boyunca BM’nin Orta Doğu’daki  barış kuvvetlerinin sözcüsü olarak çalıştı. Yabancı askerlerin yerel toplumla ilişkilerini yerinde görmüş ve hatalarını-sevaplarını yaşamış bir insan. Benim Irak’a Türk askerinin gitmesiyle ilgili yazımı okumuş ve özetle şu uyarıda bulunuyor:


“... Eğer gidilecekse, bu işi bizim askerden daha iyi yapacak yok. Yalnız burada cok dikkatli olmak gerek. Kesinlikle bölgemizi başka bir ulusla paylaşmamalıyız. Bizim komutanımız ile en üst Amerikalı komutan arasında başka bir komuta seviyesi, özellikle başka bir ülkenin subayı olmamalı. Hatta, Türk yetkililerin yerinde olsam,  Türk birliğinin bölgesine girecek veya transit geçecek diğer birliklerin önceden haber verme koşulunu öne sürmeyi önerirdim. 40 dan fazla ülkeden 200,00’e yakın askerle calıştım. Eğitim, lisan, görev anlayışı, komuta zinciri ve en önemlisi disiplin alanlarında büyük farklar var. Kimi, yerli halkı rahatsız etmemeyi önemsemez.  Kimisi yerli adetlere cok saygı gösterir  (mesela Hollanda, Beyruttaki deneyimli sefaret müsteşarını acele binbaşı yapıp, müşavir olarak Irak’taki taburuna tayin etti), kimisi hiç aldırmaz. Bizimkilerin bu konularda örnek olacaklarını biliyorum da, bölgelerine girip çıkan diğer ülke askerlerinin yapacakları her tatsiz işin faturası bize çıkartılır.”








“SELMİ ANDAK

ŞARKILARI” ÇIKTI


Sakman Prodüksiyon TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle Selmi Andak’ın müzik hayatında 1960’lı yıllardan günümüze kadar ülkemiz adına katılıp ödül kazanan bestelerinden oluşan bir albüm hazırladı. Uluslararası ödüllü Selmi Andak Şarkıları ismiyle çıkan albümde Sezen Aksu, Asya, Işın Karaca, Esin Afşar, Neco, Meltem Taşkıran, Asu Maralman, Füsun Coşkun, Gülcan Altan, Ivelina Balceva, Piero Cotto-Beatrice Dali birer şarkı seslendirdi. Albümde her şarkıyıda bir ünlü anons ediyor. Benimde içinde olduğum bu grupta Alİ Kırca, Erkan Yolaç, Ali Kocatepe, Yıldız Kenter, Müşfik Kenter, Bülent Özveren, Duygu Asena, İzzet Öz, Metin Uca, Selçuk Yöntem, Müjdat Gezen bulunuyor. Bu güzel çalışmanın müzikseverler tarafından ilgiyle karşılanması en büyük isteğimiz....





Türk toplumunda aydın sınıfın anatomisi


Prof. Dr. Orhan Türkdoğan bugüne kadar yaptığı çalışmalarından yola çıkarak incelediği aydın sınıfını kitabı Türk Toplumunda Aydın Anatomisi’ne taşıdı. Kitabın ismindende anlaşılacağı gibi Türkdoğan, aydın sınıfını ilişkilerini, danışma çevrelerini, olayların akışındaki etkilerini tüm boyutlarıyla incelemiş. 

Türkiye’nin bir anlamda kaderini çizen kesim olan aydınlara birde Prof. Dr. Orhan Türkdoğan’ın gözüyle bakmak çok faydalı olacak






Aydınların Gözüyle Türkiye


Gazeteci Şahin Alpay geçen yıl çıkardığı ve yabancıların Türkiye'yle ilgili düşüncelerine yer verdiği 'Türkiye'nin Tanıkları: Dışarıdan Bakanlar'dan sonra bu kez 1982-2001 arasında yaptığı söyleşilerden oluşan kitabı 'Türkiyenin Tanıkları, İçeriden Bakanlar” ı çıkardı. Aydınlarla yaptığı söyleşileri bir kitapta topladı. Türkiye'nin yaşadığı değişimin yanı sıra bir türlü değişmeyen dertlerinin de anlatıldığı kitapta 'şeriat tehlikesi'nden Irak'a, Denktaş'lı Kıbrıs'tan depreme kadar birçok konu var.






Bu yazılara cnnturk.com'dan da erişebilirsiniz.
 
 
BU KATEGORİDEKİ EN ÇOK OKUNAN 25 YAZI
- Yiyin efendiler...
- BUGÜN HEM POLİS, HEM PKK SINAVDAN GEÇECEK
- MHP'nin Türkiye'ye verdiği büyük zarar
- Artık, birbirimize yalan söylemeyelim...
- Türkiye yıllardır AB’nin vize uygulamasına itiraz edip durur. 1974’te Almanya’nın başlattığı ve 36 yıldır sürdürülen vize anlayışı çoktan değişti.
- Cemaat, efsaneleşen gücü’nün esiri oluyor…
- MİLLİ GÖRÜŞ, GÜLEN’İ GÖLGELEDİ…
- 12 EYLÜL BELGESELİ BAŞLIYOR…
- 32.Gün ile birlikte büyüdük... Göz açıp kapayana kadar geçmiş. Daha dün Ali Kırca...
- KAVGA BEKLENİYORDU, TAM AKSİ ÇIKTI...
- BİZ NEDEN KIZIYORUZ, ASIL SARKOZY UTANSIN...
- ERDOĞAN’IN AMACI BATI’YA SIRT DÖNMEK DEĞİL...
- CNN TÜRK’ÜN GİZLİ KAHRAMANLARINI TANIYIN…
- Yahudi aleyhtarlığını kışkırtıyoruz…
- Emekli Albay Arif Doğan öyle sözler söylüyor...
- Avrupa, Anayasa değişikliğini yetersiz ancak olumlu görüyor
- 1'inci köprüye karşıydım, bugün ise destekliyorum...
- Ermeniler, bize muhtaç olacak kadar fakir değil…(3)
- ERDOĞAN VE İHH KAZANDI, KAYBEDENLER İSE...
- Yine Ermeni çalışıyor, yine Türk seyrediyor...
- Ermeniler Türkiye'yi, alkışçılara şikayet edecek (2)
- ERDOĞAN, DOĞRUSUNU YAPIYOR...
- Genelkurmay sivile açılıyor
- Sevgili Dostlar,
- Artık PKK’dan çok, genç Kürtler korkutuyor…