Mehmet Ali Birand
 
Genelkurmay'a dostça bir önerim var
 
 

Önce sepetteki yumurtaları kırmamak için, bu yazının amacını anlatayım. Dikkat edecek olursanız bir süredir Türk Silahlı Kuvvetleri ile sivil kesimin önemli bir bölümü ve iktidar arasındaki ilişkiler yepyeni bir zemine oturuyor. Artık eskisi gibi tepeden bakma yok. Sert demeçlerle ders vermeler, ülkenin nasıl yönetileceğine dair görüş açıklamalar, laiklik konusunda uyarılar da yok.


Genelkurmay içine kapandı ve kendi işine bakıyor. Kışkırtmalara kulak tıkıyor. Bence doğrusunu yapıyor. Benim önerim, geçmişten kalma sembollerden bazılarının kaldırılması veya yer değiştirmesiyle ilgili. Uzun uzun değil, çok kısaca iki sembolden söz edip meramımı anlatayım.

ANKARA’DAKİ HARP OKULU’NUN ŞEHİR DIŞINA ÇIKARILMASI VE BÖLGENİN PARK YAPILIP HALKA AÇILMASI DARBE MADDELERİNİ DEĞİŞTİRMEKTEN DAHA SEMBOLİK BİR JEST OLUR




Sembollerin başında, Ankara’daki Harp Okulu gelir. 27 Mayıs ayaklanmasının ön hazırlıkları orada yapılmış, 1962’deki Talat Aydemir ayaklanması oradan kaynaklanmış, 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinin kaynağı olmuştur. Gazeteleri şöyle açıp bir bakın. Sık sık subay öğrencilerin yürüyüşleri, gösterileriyle karşılaşırsınız. Hiç unutmam, Adalet Partisi’nin eski Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil yakınlarına “Harp Okulu Ankara’da kaldıkça, biz darbe tehdidinden kurtulamayız” derdi. O dönemlerde kızardık.

Zamanla doğru söylediğini anladık ancak iş işten geçmişti. İleride toplumdan veya iktidardan, kaçınılmaz şekilde “Ankara’nın askersizleştirilmesi” önerisi gelecektir. Gidiş o yönde... Benim önerim, bu adımı Genelkurmay’ın atmasıdır. İkinci önerim, Fenerbahçe’deki 1. Ordu Komutanı’nın deniz kenarındaki muhteşem konutunun bulunduğu bölge. Zamanında oralar bomboşmuş ve komutan lojmanlarıyla birlikte ordu komutanına da, ününe layık bir yer ayrılmış.

Bugün artık herkesin gözüne batıyor. İnsanlar homurdanıyorlar. Hem Harp Okulu hem de Fenerbahçe’deki komutan evi devlet tarafından aynı modernlikte inşa ettirilip başka bir yere yapılır ve emin olun alkış alır... Bir hatırlatma yapayım: Belediye başkanlığı sırasında Murat Karayalçın 1991’de Harp Okulu ile ilgili aynı öneriyi dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’e yapmış ve kabul görmüştü. Karayalçın ile konuştum “Komutan önerimi kabul etti. Orayı yeşil saha yapacaktım. Ancak Harp Okulu’nun aynını şehir dışına taşıyacak param çıkışmadı. Bundan dolayı gerçekleştiremedim” dedi.

ANCAK BİR KOŞULUM VAR: ASKERİN BIRAKACAĞI BÖLGE YEŞİL SAHA-PARK OLARAK KORUNMALI. TOKİ İNŞAAT ALANINA DÖNÜŞTÜRÜLECEKSE, HEPİMİZ KARŞI ÇIKMALIYIZ. O ZAMAN ASKER OLDUĞU YERDE KALSIN DAHA İYİ...


Ancaak bu önerimin bir de temel koşulu var. O da, TSK’nın bırakacağı yerin betonlaştırılmaması. Rant elde etmek için belediyeler tarafından paylaşılmaması veya TOKİ’ye verilip konut yapılmaması. Ne derseniz deyin, kentlerimizi rezil edip betonlaştırmada üstümüze yok. Etrafınıza bakın, geri kalan yeşil sahalar ya askeri bölge veya mezarlıklardır. Aynı hatalar tekrarlanmamalı. Eğer yine binalara teslim olunacaksa, teklifimi geri alırım. Askerin kalması için kampanya dahi açarım! Ne dersiniz? Önerimi kabul mü, yoksa ret mi edersiniz?

Akil bir barış adamını kaybettik...


Şerafettin Elçi, Kürt politikacılar arasında en saygın ve sorunun silahla değil siyasetle çözümlenmesi gerektiğine inananların başında gelirdi. Akil bir insandı. 1970’lerde “Henüz bu ülkede Kürt yokken”, Kürtçe’nin duyulmadığı dönemlerde, Elçi Adalet Partisi milletvekiliydi. Bir gün Meclis’te ziyaretine gelen ve Türkçe bilmeyen misafirleriyle Kürtçe konuştuğu için kıyametler kopmuştu. O da bir dergiye verdiği demeçte “Türkiye’de Kürtler vardır. Ben de Kürt’üm” diye isyan etmişti.

İlk defa bir milletvekili böylesine açık konuşuyor ve hiç alışmadığımız bir gerçeği kafamıza vuruyordu. Tabii bunu kaldıramadık. Nitekim, ardından gelen 12 Eylül darbesiyle birlikte Sıkı Yönetim Mahkemesi’ne verildi ve 2 yıl ceza aldı. Ne yazık ki, Şerafettin Bey’i ne PKK ne de Ankara anlayabildi. PKK için adeta en büyük düşmanıydı. Zira Kürt sorununun silahla çözümlenemeyeceğini savunurdu. Ankara bir türlü anlayamadı, zira resmi ideolojiyi reddeden, Kürtlerin hakkını savunan bir insandı. Hatırlarım, 2011 seçimlerinde Diyarbakır’dan bağımsız milletvekili seçildiğinde, o söylediği için şu sözleri çok yankı bulmuştu: “...Milletvekili yemini faşizan bir anlayışla, sadece Türk şoven anlayışıyla hazırlanmış bir yemindir. Bu yemin bizim kabulleneceğimiz, benimseyeceğimiz bir yemin değildir...” Sadece bizim değil, Kürtlerin de büyük bir kaybıdır. Allah rahmet eylesin.

 



Bu yazılara cnnturk.com'dan da erişebilirsiniz.
 
 
BU KATEGORİDEKİ EN ÇOK OKUNAN 25 YAZI
- Yiyin efendiler...
- BUGÜN HEM POLİS, HEM PKK SINAVDAN GEÇECEK
- MHP'nin Türkiye'ye verdiği büyük zarar
- Artık, birbirimize yalan söylemeyelim...
- Türkiye yıllardır AB’nin vize uygulamasına itiraz edip durur. 1974’te Almanya’nın başlattığı ve 36 yıldır sürdürülen vize anlayışı çoktan değişti.
- Cemaat, efsaneleşen gücü’nün esiri oluyor…
- MİLLİ GÖRÜŞ, GÜLEN’İ GÖLGELEDİ…
- 12 EYLÜL BELGESELİ BAŞLIYOR…
- 32.Gün ile birlikte büyüdük... Göz açıp kapayana kadar geçmiş. Daha dün Ali Kırca...
- KAVGA BEKLENİYORDU, TAM AKSİ ÇIKTI...
- BİZ NEDEN KIZIYORUZ, ASIL SARKOZY UTANSIN...
- ERDOĞAN’IN AMACI BATI’YA SIRT DÖNMEK DEĞİL...
- CNN TÜRK’ÜN GİZLİ KAHRAMANLARINI TANIYIN…
- Yahudi aleyhtarlığını kışkırtıyoruz…
- Emekli Albay Arif Doğan öyle sözler söylüyor...
- Avrupa, Anayasa değişikliğini yetersiz ancak olumlu görüyor
- 1'inci köprüye karşıydım, bugün ise destekliyorum...
- Ermeniler, bize muhtaç olacak kadar fakir değil…(3)
- ERDOĞAN VE İHH KAZANDI, KAYBEDENLER İSE...
- Yine Ermeni çalışıyor, yine Türk seyrediyor...
- Ermeniler Türkiye'yi, alkışçılara şikayet edecek (2)
- ERDOĞAN, DOĞRUSUNU YAPIYOR...
- Genelkurmay sivile açılıyor
- Sevgili Dostlar,
- Artık PKK’dan çok, genç Kürtler korkutuyor…