Mehmet Ali Birand
 
BAŞBAKAN BM'DE "DİZEL MOTORU" GİBİYDİ...
 
 


BAŞBAKAN BM'DE "DİZEL

MOTORU" GİBİYDİ...

NEW YORK

 

  • Başbakan'ın BM'deki konuşmasını heyecan içinde izledik. Biz ne de olsa Türküz. Türkiye adına konuşan herkesin çok başarılı olmasını ve alkışlanmasını isteriz. Erdoğan, önce biraz heyecanlıydı ancak sonradan yavaş yavaş açıldı. Sonuna doğru TBMM'indeki gurup toplantısında konuşur gibi gibiydi. Hatta bir ara önündeki metnin dışına dahi çıkınca  bizim heyet biraz kıpırdandı. Ancak yol kazası olmadı. Çıkışta "Siz de heyecanlandınız mı? Başta sesiniz titredi." deyince "Eee biz dizel motoru gibiyizidir" yanıtını verdi. Anladım ki o da konuşmasından memnundu...


 

BM BAŞKANI ERDOĞAN’I KÜRSÜYE

ÇAĞIRINCA HEPİMİZİN DİLİ KURUDU....

NEW YORK

           

Bizim açımızdan Perşembe gününün en önemli olayı Başbakan'ın Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda yapacağı konuşmaydı. Aynı gün 15-20 devlet ve hükümet başkanı da konuşacaktı. Ne de olsa herkeste, saklansa dahi bir heyecan vardı.

           

Kolay mı? Koskoca Genel Kurul salonuna hitap edecekti. Sıralarda onlarca devlet ve hükümet başkanı oturuyor olacak, BM TV konuşmayı anında tüm dünyaya yayacaktı.

           

Biz Türküz. Böyle şeyleri çok ciddiye alır ve bir onur meselesi yaparız. Kürsüye Türkiye adına çıkacak olan kişiyle gurur duymak isteriz.

           

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan,Genel Kurul Başkanı tarafından kürsüye çağırılınca, hepimizin ağzı kurudu.

           

O ana kadar, günün tek skandal kahramanı İran Devlet Başkanı Ahmedinecad idi. Tahmin edebileceğiniz gibi, ağzına geleni söyledi. Zaten her yıl bir defa buraya gelip içini döker. Bu defa da ne ABD’yi bıraktı ne İsrail'i. Ne katilliklerini bıraktı ne insanlık dışı mahluk benzetmesini. Sonunda da olan oldu. ABD delegasyonu ve Avrupa'nın 4-5 ülkesi salonu terketti. İsrailliler zaten o gelmeden gitmişlerdi.

           

Ahmedinecad dışındakiler  ise yuvarlak cümleler, diplomatik nezaket ve önemli bölümü riya ve yalan dolu tatsız tuzsuz konuşmalar yaptılar. Sıkıntıdan patladık. Zaten kimseler de dinlemedi diyebilirim. Delegasyon masalarında sadece not tutan 3 üncü 4 üncü sıradaki bürokratlar kaldı.

           

Ancak yerimizden kalkamadık; zira Başbakanı bekliyorduk.

           

Diğer konuşmalar uzadığı için 2 saatlik rötarla Erdoğan ve Türk heyeti salona girdi. Yerlerini aldılar. Anladık ki diğerlerini dinleme işkencesinin sonuna yaklaşılıyor.

           

Yan localara da eşi  Emine hanım ve kızı Sümeyye geldi.

           

Türkiye' nin şovu başlıyordu...

 

                               

BAŞBAKAN  KONUŞMASINI

“DİZEL MOTORU”NA BENZETTİ...

           

Erdoğan, kürsüye çıkıp konuşmaya başladığında sesi hafif titriyordu.

           

Yanımda oturan Aslı Aydıntaşbaş'a dönüp " Aaaa heyecanlandı" dedim.

           

Gerçekten de ilk dakikaları sesi farklıydı.

           

Ancak uzun sürmedi. Yavaş yavaş açıldı. Sesi yükseldi  ve sonuna doğru TBMM'de her salı günü gurup toplantılarında gördüğümüz  Tayyip Erdoğan karşımıza çıktı.

           

Slondakiler de yavaş yavaş uyandılar. Farklı birinin konuştuğu ve farklı birşeyler anlattığının farkına vardılar.

           

Güçlü bir konuşmaydı.

           

İçi doluydu. İyi hazırlanmıştı. Belli ki Dışişleri havayı iyi almış ve gerçekten de ses getiren bir metin hazırlamıştı.

           

Başbakan sonuna doğru öylesine hızlandı ki bir ara dikkat ettim, her kelime ve cümlesi tartılarak hazırlanmış olan önündeki metnin dışına çıktı ve irticalen konuşmaya başladı. Her an bir yol kazasıyla karşılaşılabilirdi. Baktım  bizim diplomatlar kımkımlanmaya başladılar. Allahtan bu durum uzun sürmedi ve Başbakan metne geri döndü de herkes rahatladı.

           

 Somali trajedisini ön plana çıkarması ve herkesten fazla üzerinde durması çok akıllıcaydı. BM'nin bu konudaki  tutumunu yüzkarası olarak niteledi. Batı ülkelerinin aczini açıkça ortaya koydu. Lafını esirgemedi. Bu ülkeyi sömüren eski kolonyalistleri (Avrupa ülkelerini) ayıpladı. "Bunun insanlıkla ilgisi yoktur " dedi.

           

Mesaj netti: Çıkarınızın olduğu ülkelere para yağdırıyor ve yardım ediyorsunuz, kimilerinde iktidar değiştiriyorsunuz. Ancak bir dilim ekmek bulamadığı için ölen yüzbinlerce Somali insanını görmezden geliyorsunuz...

           

Somali hükümetinden daha çok Somalilerin elçisi oldu.

           

ABD Başkanı Obama, buradaki konuşmasında nasıl İsrail'e koşulsuz destek verdiğini açıkladıysa Erdoğan da Filistine koşulsuz desteğini açıkladı. İsrail ambargoyu kaldırmadıkça Türkiye' nin bugünkü aktif politikasının değişmeyeceğini söyledi.

           

Benim en çok dikkatimi çeken; Suriye'den Libya'ya, Somali'den Kıbrıs'a kadar her konuya değinmesi ancak terör olaylarına hiç değinmemesiydi.

           

30 dakika sonunda daha çok bizim delegasyon ve Türk davetlilerin alkışları arasında kürsüden indi. Etrafını hemen tebrik edenler aldı. Uzun bir kuyruk oluşturdular. Kuyruk uzadıkça Başbakan’ın da keyfi arttı.

           

Çıkışta karşılaştık. "Başlangıçta sesiniz titredi, heyecanlandınız galiba.." dedim.

           

Güldü.

           

"Yok bizim konuşma “dizel motoru” gibiydi " diye yanıtladı.

           

Yani soğukken biraz yavaş, ısındıkça açılan bir motora benzetti...

           

Salonda bulunan Türkler bu konuşmayla gurur duydu.

 

3 üncü KUTU.

GÖZLERİM SALONDA ABBAS'I

VE BAZI ARAP LİDERLERİ ARADI...

           

Başbakan Erdoğan BM Genel Kurulu’nda konuşurken, diğer üye ülkelerin oturdukları yerleri izledim. Hangi ülkenin lideri oradaydı, hangisi salon dışındaydı diye baktım?

           

Doğrusu en çok aradıklarım Filistin Devlet Başkanı Abbas ve bazı Arap ülkelerinin liderleriydi. Eminim hepsinin aynı anda başka yerlerde randevuları vardı. Ancak, BM Genel Kurulu çalışmalarında kimin saat kaçta konuşacağı üç aşağı beş yukarı bilinir.

           

Eğer sizi “sonuna kadar destekleyeceğini” söyleyen bir ülkenin lideri konuşuyorsa; eğer bu kişi genel yaklaşımını dramatik şekilde değiştirmiş ve hem Arap sokaklarını hem de Filistin halkını kendine bağlamış Türkiye gibi bir ülkenin lideriyse, o zaman en basit nezaket, bu lider konuşurken salona girip  onu dinlemeyi gerektirir.

           

Salonda hiçbiri  yoktu.

           

Bu manzara bize bazı gerçekleri gösteriyor.

           

Arap halkı sizi sever. Ancak bugün Arap ülkelerini yönetenlerin politikaları birbirleriyle çekişmek, çelişmek ve çelme takmak temeline oturtulmuştur. Sırtımızı sıvazlayanı, kardeş edebiyatı yapanı  ciddiye almamalıyız. Politikalarımız kendi çıkarlarımızı yansıtmalı. Duygusallığın hiç yeri yoktur.

           

Sonunda gözlerimin Abbas veya diğer Arap liderlerini boşu boşuna aradığını anladım. 



Bu yazılara cnnturk.com'dan da erişebilirsiniz.
 
 
BU KATEGORİDEKİ EN ÇOK OKUNAN 25 YAZI
- CEMAAT, AK PARTİ'DEN DESTEĞİNİ ÇEKEMEZ...
- Alper Görmüş koskoca iki cilt kitap yazmış. Okudukça yüzüm kızardı...
- PKK İLE SERT BİR SAVAŞ DÖNEMİNE GİRİLİYOR...
- CUMHURBAŞKANI İLE BAŞBAKAN ARASINDA NE FARK VAR?
- Öcalan...
- ÖCALAN SIRADAN BİR MAHKUM DEĞİL Kİ...
- Rüya görmeyelim. PKK böyle tasfiye edilmez
- Davutoğlu efsanesi gerçek mi, yoksa balon mu?
- PKK İKİYE BÖLÜNÜYOR
- RUSYA GÜNDEMİNDE, PKK-ÇEÇEN VE GAZ VAR
- Türkiye artık kararını vermeli…
- TÜRKİYE’DEKİ, 70 BİN ERMENİYİ VATANDAŞ YAPIN...
- Referandumda neden “Evet” oyu kullanacağım?
- MEDYA TERÖRE HİZMET Mİ EDİYOR?
- Kürt kökenli olsanız, ne dersiniz?
- Hadi bir defa başladık...
- PKK VURUYOR, ANCAK KIŞKIRTAMIYOR...
- Siyaset karşı saldırıya geçti
- BİZE BAKIŞLAR DEĞİŞİYOR...
- Önceki günkü “darbecilik genlerimizde vardı” başlıklı yazım çok yankı yaptı. Aslında...
- Başbuğ, Kozmik odayı açarak doğrusunu yaptı…
- Başbakan için hepimizin farklı görüşü var. Kimimiz için bir devrimci...
- İRAN REJİMİ, KENDİNİ KURTARACAK MI?
- ÖCALAN DAVASINDA, DİKKAT ETMEMİZ GEREKENLER…
- "KANSER DEĞİLİM..."